KISACA

14 Aralık 1971 tarihinde Tuzhurmatu'da dünyaya gelen Irak Türkelerinden sanatçımız Ali Benne, bölgede yaşamın getirdiği sonuçlardan biri olarak 8 yaşındaki oğlunu, milli istikbal uğruna şehit vermiş bir şehit babasıdır her şeyden önce.

 

Buna rağmen yaşam ve insan sevinci ve sevgisinden bir zerre kaybetmeyen Benne, Kerkük'te özellikle gençlerin sevgilisi olmuştur. 

 

İnsanlara, gençlere yakınlığı ile tanınan Ali Benne, bir televizyon röportajında ''Siz neden diğer sanatçılara göre biraz daha fazla para alıyorsunuz?'' sorusuna şöyle cevap veriyor:

''Ben kendimi de o dediklerinizi de çok iyi biliyorum. Ben sadece hakkımı istiyorum. Ama zaten fakirden hiçbir şey almam ben. Kibirli, kendini beğenmiş bir adam da değilim, mütevaziyim.''

Gelmiş olduğu yerle ilgili en ufak bir hazımsızlık sorunu yaşamayan ''Güzel insan'' olan Ali Benne, doğallığı, sempatik, esprili ve sevgi dolu yüreğiyle de insanların gönlüne taht kurmuştur. 

Olsun ki bir grup genç onu berberdeyken yakalasın, oracıkta hemen küçük bir konser verebilir. Olsun ki kaldığı otelde onu sevenler etrafını sardı, hemen doğaçlama SAYDIRMA sıralayabilir. Yanında yöresinde bulunan eşyaları ritm tutmada kullanarak oracıkta halktan bir grup oluşturarak keyifli anılar oluşturabilir.

Arkadaş ve dost ortamlarında, piknik alanlarında eğlenirken insanların kendisiyle çektiği samimi videolarda sevenlerine selamlar yollarken gülücüklerini yüzünden asla eksik etmez. 

Hayatı ve insanları olduğu kadar sanatına ve Kerkük'e aşık olan Ali Benne, her yönüyle bakıldığında gurur duyabileceğimiz bir Halk Sanatçımızdır.

Sanatsal açıdan bakıldığında ise son derece güçlü sesi ile Türk müziği camiasında hak ettiği yeri henüz kazanmamış olsa da kusursuz ve pürüzsüz ses özellikleri, Ali Benne'yi literatürde "diğerleri"nden ayıran çok özel bir yerde tutmaktadır.

KERKÜK
Hakkında

İslam Ansiklopedisi’ne göre Türkmenler, Orta Asya’da oturan bir Türk kavmidir. El- Biruni,  Kaşgarlı ve diğer eski müellifler uygarlıkta ileri giden yerleşik Oğuzlarla Karluklar ve tarımla uğraşan Halaçlara Türkmen adını vermişlerdir.


Abul-Fevz Muhammed Emin Bağdadî, Türklerin Yafes oğlu Kumer oğlu Türk’e intisap ettiklerini yazar. Bartold ise Hazar denizinden Çin sınırına yayılan Türk boylarının Türkmen Oğuz Karluk ve Dokuz-Oğuz olduğunu söyler. Bartold, Tarihte en büyük iki Türk devleti olan Selçuklu ve Osmanlı imparatorluklarının bu Türkmenlerin eseri olduğunu yazar.

Türkmenlerin Irak’a girişleri birbirini izleyen çeşitli dönemlerde gerçekleşmiş, böylece sayıları çoğalarak önemleri artmıştır. Emevilerin ve Abbasilerin ordularında görev verdikleri Türkmenlerden çok faydalandıkları bilinmektedir. 

Türkmenler Orta Doğuda  büyük ve etkin rol oynamışlardır. Müteakip Haçlı seferlerin yenilgiye uğramasında büyük rol oynamış ve Abbasi ordusunun bel kemiğini teşkil etmiştir. Halife Mutasım zamanında Ankara civarındaki Ammurya’nın fethinde etkin rolleri olmuştur.  Birçok tarihçinin, Türk göçleri konusunda değişik görüşlere sahip olmalarına rağmen, Irak’a ardarda yapılan Türk göçlerine işaret ettiklerini görüyoruz.

 

Iraklı tarihçi Abdurazzak el-Hasani de Türkmen boylarının birbirini takip eden devrelerde Irak’a yaptıkları göçlere temas etmiş ve bugün Kürt bölgesini Arap bölgesinden ayıran yerlerde yaşayanlara Türk ve Türkmen adı verildiğini yazmıştır. Bunlar kuzeybatıdan güneydoğuya uzanan bölge üzerinde yayılmaktadırlar. Bu bölge Musul’da Telafer’den başlamak üzere, Kerkük, Altunköprü, Tuzhurmatu Kızlarbat ve Diyale vilayetine bağlı Mendeli’ye kadar olan sahayı kapsamaktadır. 


Türkmenlerin Irak’a yerleşmelerinin birinci dönemi, bu ülkeye ilk defa ayak bastıkları Hicri 54 yılına kadar uzanır. Bu dönem Ubeydullah bin Ziyad’ın 2000 Türkmen’i getirip Basra’ya yerleştirmesiyle başlar. Abbasiler de savaş ve çarpışmalardaki kudret ve maharetlerinden dolayı Türkmenlerden yararlanmışlardır. İleri sürüldüğüne göre Halife el-Mansur, ilk hilafet döneminde Türkmenleri istihdam etmiştir. Özellikle Halife el- Mutasım’ın Türkmenlere büyük güven beslediği için göçlerin ardı kesilmemiştir. 

Bu ilk dönem ilişki kurma ve deneme devresi olarak Türkmenlerin bu ülkeye yerleşme fikrini benimsemeleri ve uygun bir ortam yaratması bakımından zemin hazırladığı söylenebilir. 

İkinci ve en önemli dönem Selçuklu devresinde sürüp giden göçlerle olmuştur. Sultan Tuğrul Bey’in 25 Ocak 1055 yılında Bağdat’a  girişi ve Halife el-Kaim’in saltanatı kendisine bırakmasıyla binlerce Türkmen de Irak’a girmiş arkasından öbek öbek Türkmenler Irak topraklarına yerleşmeye başlamıştır. 
Selçuklular Türkmenlerin yoğun bir şekilde Irak’a gelmelerine vesile olmuş, ancak bu Türkmenler inzivaya çekilmeyerek Irak’taki kavimlerle iç içe yaşamaya başlamış ve parçalanmakta olan İslam alemini tekrar bayrakları altında birleştirmeye başlayarak, bu topraklarda uzun bir dönem için istikrarı sağlamıştır. 

Selçuklular Irak topraklarında özgür bir devlet kurdukları gibi, Musul Zengi Atabeyleri büyük bir beylik, Erbil Atabeyleri de Musul, Erbil Şehrizur, Hakkari, Harran, Sincar ve Tikrit’te hüküm süren bir beylik kurmuşlardır. 
İvakiler , İvaiyye, Kerkük ve Şehrizur’da ayrı bir devlet kurduğu gibi, Karakoyunlu ve Akkoyunlular da kendi devletlerini kurmuşlardır.

Türkmenlerin Irak’a yerleşmelerinin üçüncü dönemi destekleme ve besleme dönemi olarak, Osmanlı imparatorluğu zamanında gerçekleşmiş, 1535 yılında Kanunî Sultan Süleyman ve 1638’de Sultan Dördüncü Murat zamanında, kalabalık Türkmen toplulukları Irak’ta bulunan soydaşlarına iltihak etmişlerdir.

TÜRKMENELİ
Müziği Hakkında

Kerkük Müziğini incelemeden önce bazı kriterlerin altını çizmekte fayda var. Konuyu bütünüyle anlayabilmek için bu kriterlerin üzerinden geçilmesi aynı zamanda zorunludur. 

Her şeyden önce kültür, bir değil birçok parçadan oluşan canlı bir yapıdır. Yaşayan tüm organizmalar gibi kültür de bu parçaların oluşturduğu bir bütündür. Bu bütün içinde yaşayış, düşünüş, estetik kaygı en belirgin ögelerdir. Bu ögeler ise müziğin gelişim evrelerinde ritme şekil veren en önemli unsurlardır. 

Böylelikle Kerkük müziğine geçmeden önce, bölgeye kısa bir göz atmamız gerekiyor. 

Abbasi döneminde ya da sonra gelen dönemlerde yazılan tüm müzik kitapları, büyük şehirlerde ve daha çok hükümdarlar huzurunda icra edilen müziği kapsamaktadır. Bu sebeple müziklerin, milli bir kimliği olmamasına rağmen, milletlerin yaratmış olduğu müzik değerlerini içermiyor olması olasıdır. Bölgenin küçük şehirlerinde ve köylerinde yaşayan halkın icra ettiği müzik eserlerini yazılı kaynaklarda bulmak, neredeyse imkansız. Hatta öyle ki en yakın tarihimizde Osmanlı döneminde bile aynı sorunu yaşıyor, saray müziği haricinde halk ezgilerini kaynaklarda inceleme olanağına çok da sahip olamıyoruz. 

Bu tespitlerle devam edecek olursak; bu konu Kerkük müziği için de geçerlidir. Aslında merkezi yer olan Bağdat'ta sadece birkaç yüz kilometre uzaklıkta olan Kerkük-Bağdat müziği arasında şu noktalar bilinmelidir. 
- Bağdat, yüzyıllarca Türk hakimiyetinde kalmıştır. 
- Türk müziğini ilgilendiren önemli eserler bu şehirde yazılmıştır.
- Abbasiler döneminde Türklerin sayısı hatırı sayılır bir nispettedir. 
Dördüncü Murat tarafından Bağdat fethedilince buranın hükümdarlar şehri olma özelliği ortadan kalkmış ve hükümdarlara ithaf olunan müzik kitaplarının yazılması da aynı şekilde ortadan kalkmıştır. Bu sebeple, bu zaman diliminden sonraki müzik hareketlerini kaynak bazında incelemek ve takip etmek oldukça zorlaşmıştır. 

Bu olumsuz durumlara rağmen Irak Türklerinin bugünkü müzik kültürünü, Moğolların Bağdat'ı ele geçirdikleri döneme bağlamak imkansız sayılmaz. Irak'ta bugün Türkler arasında yaygın olan Bayati ezgisinin Abbasiler dönemine kadar uzanması, Irak Türkleri tarafından icra edilen müziğin oldukça eski olduğunu bize göstermektedir. 

Irak Türklerinin yoğun olarak yaşadıkları Kerkük'te yaygın olan ve adeta Kerkük Türkülerinin simgesi haline gelen HOYRATlar için söylenecek çok sözümüz var.  Bundan önce; şu soruları sırasıyla göz önünde tutmak gerekiyor:
Hoyratlar, zaman içinde ne kadar geriye doğru uzanır? 
Eskiliği ne kadardır?
Bağdat - Kerkük ilişkisi ne ölçüdedir?
Bu müziğin seyir özellikleri nasıldır? 
Kerkük müziği, seyrettiği alanlarda ne kadar etkili olmuştur, bu etkinin sebepleri nelerdir?
Bugünkü Türk Müziği sistemi açısından tahlili ve tasnifi mümkün müdür?

Kerkük'ün folklör araştırmacısı Ata Terzibaşı'na bu noktada kulak vermek; kaynak açısından önemlidir ve ifadeler şu şekildedir: 

Hoyratın kaynağını kesin olarak bilmek mümkün değildir. Meragalı devrine hatta ondan çok daha önceki Kemal Tevrizi çağına ulaşılmaktadır. Şiirin bir beyti kadar uzayan ve aynı ölçüde kısalarak, vezinsiz ve kafiyesiz uydurma sözlerle sona eren nağmelerden ibaret olan ve Tevrizi tarafından icad edilen PEŞVERENin muhtemelen bugünkü hoyratın aslı olabileceğini söyleyebiliriz. Ancak bu son haliyle Kerkük'teki müziğin en az üç yüz yıl kadar oturmuş bir geçmişe sahip olduğunu da ifade edebiliriz. (Terzibaşı, kerkük Hoyratları

Elbetteki bir müzik türünün, özellikle de bir halk müziği türünün sadece bir kişi tarafından oluşturulmuş olması ihtimali oldukça zayıftır. Çünkü halk müzikleri, adı üstünde bir halkın icrasıdır ve ortak genetik yapıyı, estetik kaygıyı, yaşayış, düşünüş ve anlayış biçimini sergiler. 

Aynı paralelde bir ezgi, ister bir fert tarafından icat edilmiş olsun ister başka milletlerden esinlenip ortaya konulmuş olsun; şayet yöre halkının genetik yapısına uygun değilse; o ezginin bir kültür parçası olarak yaşama ihtimali yoktur. Bu, tüm yaşayan organizmalar için de aynıdır. Mesela Nihavend makamı, eski bir tarz olmasına rağmen Kerkük Türkleri tarafından hiç ama hiç kullanılmamış, hoyratları beslemiştir gibi. 

Sonuç itibariyle Hoyratların bir anda doğma ihtimali yoktur. 
Irak'a giden Türklerin beraberlerinde getirdiği müzik dokusu, yeni şartlara göre şekillenmiş, ilaveler olmuş, bazı kısımlar atılmıştır diyebiliriz. 

Diğer soruların cevabına Terzibaşı'nın ifadesiyle başlayalım: "Hoyrat, Irak Türkleri arasında doğmuş ve tekamül etmiş; diğer Türk yörelerine de yayılmıştır." 

Kerkük'ten daha eski Türk şehri olan Erbil'de hoyrat çağırma geleneği ikinci sırada yer alırken, Türkiye'de Hatay, Diyarbakır, Gaziantep, Kahramanmaraş, Van, Elazığ ve Erzurum illerinde mevcut olan müziğin temel dokusu da yine Kerkük Müziğidir. 

Bu kadar geniş bir alana yayılmış olan Kerkük Müziği'nin güçlü bir şekilde ayakta durması ise arka planında duran kültürdür. 

Bu kültür de Türk Kültüründen başkası değildir. 

Ali Benne için hazırladığımız video sunusu
 
KERKÜK TÜRKÜLERİ

Ali Benne - Neneynen Gızı

Ali Benne - Ayağında Dar Şalvar

Ali Benne - Git Sen Hayatını Yaşa

© 2017 Lcn TuvART Kültür ve Sanat Sitesi - Tüm Hakları Saklıdır.