Kirmen Dergisi, Yörük Türkmen Kültür Tanıtma ve Dayanışma Derneği yayınıdır.

  SAYI: 3

  NASİHAT

Kutadgu Bilig'den
Yusuf Has Hacip

"Arslan, köpeklere baş olursa; köpeklerin her biri arslan kesilir.
Eğer arslanlara köpek baş olursa, o arslanların hepsi köpek olur."

ATATÜRK'Ü ANLATMAK YA DA ANLAMAK

Hüseyin ASKER 
Tarih öğretmeni

   
   Millet, ortak  bir geçmişi olan ve birlikte yaşama arzusu gösteren insan topluluğudur. Millet, manevi bir ilkeye, bir ruha dayanır. Ortak geçmişten anlaşılan tarihe sahip olmaktır. Ortak tarih;ortak değerlerin en önemlilerinden biri sayılır.
    Tarihten günümüze pek çok millet var olmuştur. Bu milletlerin bir çoğu tarihin derinliklerinde kaybolmuşlardır. Ancak Türk Milleti’nin, birçok millete nasip olmayan, varlığını sürdürebilmesi ile dünya milletleri arasında  müstesna bir yeri vardır.
     Tarihi şahsiyetler de, bu değerlerin bir parçasıdır. Hatta, millet bilincinin oluşmasındaki önemli unsurlardan biridir. Tarihin seyri içerisinde  Türk Milleti, bünyesinden önemli değerler yetiştirmiştir:
    Tanhu Mete… İlteriş Kağan… Tuğrul Bey… Mustafa Kemal Atatürk…
     Türk milletini,çok zor dönemlerinde dahi layık olduğu  yere getiren;  yetiştirdiği tarihî şahsiyetlerdir. Bu sebeple Türk Milleti, varlığını ve devletli  millet olma özelliğini daima sürdürmüştür. Milletimize, bugünkü kişiliğini kazandıran, kırılmış gururunu iade eden ve devletli millet olma özelliğini sürdürmesini sağlayan; Mustafa Kemal Atatürk’tür.
    Kadir kıymet bilmek ,Türk Milleti’nin kendine has önemli özelliklerinden biridir. Bu ruh ve  mâna  özelliği, insanların medeniyet vasfının da ölçüsü sayılır. Milletlerin yaşama gücü, ebedî  âlemdeki büyüklerinin kadrini bilmekle yükselir. Kıymet bilebilmenin önemli bir yönü de, kıymet verileni anlamaktır. Anlamadan kıymet veriyor gözükmek, bir bakıma da, riyakârlık etmektir        
     Mustafa Kemal Atatürk’ü dar bir alanda anlatabilmek ve kısa bir zaman diliminde anlamaya çalışmak elbette mümkün değildir. O’nu anlatabilmek, ayrıca bir kişinin  de başarabileceği bir iş de değildir. O’nun hakkında ciltlerle eserler yazılmıştır. Bu, O’nun bir  büyük yönünü daha ortaya koymaktadır. Herhalde başka hiçbir devlet  adamı ile ilgili bu kadar çok eser  kaleme alınmamıştır.
   Türk İstaklâl Savaşı’nın başlatıcısı olması ve sonuca ulaştırması dolayısıyla önce O’nun   askerî  yönünü ele almak yerinde olacaktır.
   Çanakkale Zaferi, askerî dehası ile kazanılmış ve Birinci Dünya Savaşı’nın gidişatını etkilemiştir. Mustafa Kemal,   Çanakkale Savaşları’nda  hedef, taarruz, kuvvet tasarrufu, hareket serbestliğinin elde bulundurulması, baskın ve güvenlik ilkelerini yerinde ve ustaca kullanmıştır. Burada hem dehasının ışığını yakmış, hem de yurdunun ve milletinin gururunu kurtarmıştır. 
  Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmasından sonra Suriye dönüşü yaverine, Haydarpaşa garında, toplarını İstanbul’a çevirmiş olan galiplerin işgâl donanması için, “Geldikleri gibi  giderler”sözünü dedirten; büyük adamların başlıca sermayesi olan imanından, azim ve iradesinden ve milletine güvenden başka bir şey değildi.
    Yine bu  iman,  azim    ve   kendine     güven,  O’na,
Anadolu’ya geçmeden önce veda için gittiği zaman fikrini soran Osmanlı Sadrazamı’na <<Celâdet gösteriniz>> cevabını verdirmişti.
  Anadolu’da Millî  Mücadele’nin başlaması, Mustafa Kemal’i tarihî bir görevin içine çekmiştir. Anadolu’ya geçtikten sonra hızla  teşkilatlandırma çalışmalarına girmiştir. Kurtuluş Savaşı sırasında hem askerî, hem de siyasî zaferler kazanmıştır. Yeni  askerî stratejiler ortaya koymuştur.Birinci Dünya Savaşı’nın “Mevzi savaşı” anlayışını kısa sürede yıkmış, bilhassa Sakarya Savaşı sonrasında “Topyekün savaş” teorisini ortaya koymuş ve başarıyla uygulamıştır. O’nun savaş anlayışı yine, savaşa millî ve bütünleyici  bir boyut kazandırmıştır. Topyekün savaş bulgusu içinde, bütün güçlerini  savaş alanlarına sürerek; taktiğin yeni ilkeleriyle birleştirmek suretiyle Sakarya’da Türkiye’nin doğuş yollarını açmıştır.
    Atatürk, savaşın kazanılması için stratejiyi sadece bazı kanlı hareketlerin bileşkesi olmaktan kurtarmış; stratejik amaçları “haklı ve kanunî “ seviyeye yükselterek,millî savunmanın bir aracı haline getirmiştir. Kısaca savaş sanatını millet ve devlet bağımsızlığının nasıl sağlanacağını gösteren bir ilim olarak  kabul etmiştir.Savaşa gerektiği kadar ve gerektiği yerde önem vermiştir.Bunu, ”Harp  zarurî ve hayatî olmalıdır.Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça,harp bir cinayettir”, sözüyle belirtmiştir.
     Mustafa Kemal  Atatürk’ün söylediklerinde,
davranışlarında ve yaptıklarında o kadar  kesintisiz bir çizgi  vardır  ki, onu    görmemek   imkansızdır.   O da, akıldır. Bütün yaptıklarında  istisnasız aklın damgası vardır.
   Atatürk’ün davranışlarındaki en açık vasıflardan biri de ölçülü ve dengeli olmaktır. Davranışlarında hiç bir aşırılığa düşmemiştir. Şahsiyeti tam bir bütünlük ve süreklilik gösterir. Başkumandan Gazi Mustafa Kemal ile Cumhurbaşkanı Atatürk arasında hiç bir fark yoktur. Daha önce düşüncesinde bulunan ve şekillenen cumhuriyet fikrini pratiğe dönüştürmüştür. Çünkü O’na göre; “Türk Milleti’nin tabiat  ve şiarına en uygun idare, Cumhuriyet idaresidir.”
   Atatürk, gerek cumhuriyeti kurarken, gerekse diğer konuları gerçekleştirirken, Türk Milleti’nin eğilimlerini hep göz önünde bulundurmuştur. Başarı sırrını şöyle açıklar:
  “Bir insan memlekete, millete faydalı bir iş yaparken gözden uzak bulundurmamağa mecbur olduğu düstur, milletinin hakiki temayülüdür.”
  Millet gerçeği günümüzde olduğu gibi geçmişte de reddedilmez bir gerçekti. Atatürk, bu gerçeği en iyi bilenlerdendi. Dolayısı ile O’nun fikir ve düşüncelerini aksiyon hâline getiren hareket noktası, <<milliyetçilik>> olmuştur. Ancak milliyetçilik anlayışı akılcı, birleştirici, yüceltici ve insanîdir. Türk milliyetçiliğini kitap sayfalarından uygulama alanına geçirmiş ve bütün milletine Türk olmanın gururunu duyurmuştur. Bunu şu sözleriyle sık sık teyit etmiştir:
  “Benim yaratılışımda  fevkalade olan bir şey varsa, Türk olarak dünyaya gelmemdir.” 
  “Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak, evvela biz kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti hissen, fikren, fiilen, bütün ef’al ve harekatımızla gösterelim.”
  “Bilelim ki, millî benliğini bulamayan milletler, başka milletlerin şikârıdır.”                                              
   Atatürk’ün görüş ve düşünceleri içerisinde istiklâl, millî devlet, hürriyet, ve demokrasi gibi kavramlar hep milliyetçilik etrafında toplanmıştır. Buna göre her fikir ve icraat, Türk Milleti’nin şerefle yaşamasına, Türk’ün ilimde, sanatta, yükselmesine ve dünya medeniyet seviyesinin üstüne çıkarılmasına hizmet edecektir.
   Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nı yapanın Türk halkı olduğunu bilen ve beraber mücadele eden bir kimse olarak, halkını  ihmâl etmemiş ve bütün fertlerine gereken değeri vermiştir. Bu yönde önemli  inkılâplardan biri, Türk kadınına lâyık olduğu yeri kazandırması olmuştur.Çünkü Türk kadını, vatanseverliğini sayısız fedakârlık örnekleriyle,Kurtuluş Savaşı’nda ortaya koymuştur.Türk kadınının,Türk toplumu içindeki gerekli yeri hakkında:
    “Medeniyetten bahsederken, şunu kat’iyetle beyan etmeliyim ki, medeniyetin esası terakki ve kuvvetin temeli aile hayatındadır... Aileyi teşkil eden kadın ve erkek unsurların tabiî haklarına sahip olmaları gerekmektedir.”
  “Dünyada hiçbir milletin kadını, <<ben, Anadolu kadınından daha fazla çalıştım,milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte himmet gösterdim >> diyemez.”
    “Bir cemiyet, aynı gayeye bütün kadınları ve erkekleriyle beraber yürümezse,ilerlemesine teknik olarak imkân  ve ilmî  olarak ihtimâl yoktur.” gibi daha nice görüşler ifade etmiştir.
    Mustafa Kemal Atatürk, dinle ,dindarla asla bir sorunu olmayan  birisidir. O, hep dini, dinsizliklere perde eden, münafık ve istismarcılarla mücadele etmiştir.Atatürk’ün dinle ilgili yaptığı bütün açıklamalarından  İslâm dinini çok iyi bildiği görülmektedir.

 

Kongoroy - Çirgilçin - Tuva Türkleri - Kaybolan Yurt İçin
00:00 / 00:00

ATATÜRK'Ü ANLATMAK YA DA ANLAMAK (Devam)

     Atatürk, 27 Temmuz 1937’de TBMM’deki konuşmasında:
    “ Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslâmiyet’e lakayt  olmakla itham edildik !..Fakat bu ithamlara rağmen Peygamber’in son arzusunu,yani mukaddes toprakların daima İslâm hakimiyetinde kalmasını temin için hemen bugün kanımızı dökmeye hazırız.” deme duyarlılığında birisi olduğunu göstermiştir.
      Yine;
     “Türk Milleti daha dindar olmalıdır. Yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır, demek istiyorum. Dinime, bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam, öyle inanıyorum.”
    “ Bizim dinimiz en makul ve en tabiî dindir ve ancak bundan dolayıdır ki, son din olmuştur. Bir dinin  tabiî olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uygun olması gerekir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uyar.” sözleri, O’nun inanç noktasında hangi özellikte birisi olduğunun küçük örneklerindendir.
   Atatürk, Türk kültürünün yeniden hayat bulmasındaki en önemli isimdir. Türk dilinin yeniden hayat kazanmasına vesile olmuş, Türk tarihinin ele alınmayan yönlerini açığa çıkarılmasında mesai harcamış ve öncülük etmiştir.Millî tarih anlayışının şekillenmesi, Türkler’in tarihin en eski milletlerinden birisi ve  köklü bir medeniyete  sahip olduğunun, Türk insanı tarafından bilinmesini  sağlamıştır.
   Türk dili,19.Yüzyıl’a kadar Arap ve Fars dillerinin, 19.Yüzyıl’da ise  Fransızca’nın etkisi altında kalmış, sonuçta kendi dilinden uzak ve aşağılık kompleksine kapılmış insanlarımız ortaya çıkmıştı. Dilin önemini; “Millî duygu ile dil arasında bağ, çok kuvvetlidir. dilin millî ve zengin olması, millî duyguların gelişmesinde başlıca etkendir. Ülkesini, bağımsızlığını korumasını bilen Türk Milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır… Kat’i olarak bilinmelidir ki, Türk Milleti’nin millî dili ve millî benliği bütün hayatına hakim olacaktır.” sözleri ile ifade etmiştir.
      Türk tarihine yeni bir anlayış kazandıran Mustafa Kemal Atatürk’tür. Türk tarihini Osmanlı Devleti’nin kuruluşu ile başlatılan dar kalıbından çıkarılmasını sağlamıştır. Türk milletinin eski, büyük ve medenî bir millet olduğuna âdeta iman etmiş olan Atatürk, bu inancının sağlam belgelerle ortaya konulmasını istiyordu. Ancak bu yapılabildiği takdirde “Türklüğün unutulmuş medenî vasfı” ortaya çıkacak ve “Türkler Anadolu’ya sonradan gelen bir millettir, geldikleri yere dönmelidirler.”anlayışındaki Avrupalılar’ın iddiaları çürütülecekti. Böylece Türklük, dünya milletleri arasındaki şerefli yerini alacak, Türk gençleri, Avrupa’nın üstünlüğü karşısında aşağılık duygusuna kapılmaktan kurtulacaklardı. Atatürk’ün bu fikirleri şu cümlelerde ifadesini bulmuştur: “Büyük devletler kuran ecdadımız büyük ve şumullü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur. Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.”   
     Türk Tarih Kurumu’nu kurdurması, şüphesiz bu konudaki en önemli ve kapsamlı adım olmuştur. Türk Tarih Kurumu’nun yapacağı çalışmalar ile Türk milletinin başlangıçtan itibaren millî ve medenî varlığı araştırılarak, insanlık tarihine katkıları ve değeri ortaya konacaktır. Böylece Türkler’in şerefli tarihi bütün dünyaca görülecek, yeni yetişen Türk çocukları atalarının büyüklüğünü öğrenecek, onlarla öğünecek ve aşağılık duygusundan kurtulacaklardır. Diğer taraftan tarih şuuru, millî şuuru kuvvetlendirecek ve muasır medeniyet seviyesine ulaşmada büyük ilham ve kuvvet kaynağı olacaktır. Tarih çalışmalarının asıl gayesi ve beklenen  sonuç budur. 
    Mustafa Kemal Atatürk, siyasi bağımsızlığın iktisadî bağımsızlıkla desteklenmediği takdirde , tam bağımsız olunamıyacağını  bilen ve gören bir liderdir. Bu konudaki: “Siyasî, askerî zaferler ne kadar büyük olursa olsunlar, iktisadî zaferlerle desteklenmezse payidâr olamaz.” sözleri bunu önemli göstergesidir.
    “Tarih, milletlerin yükselme ve alçalma sebeplerini ararken bir çok siyasî, askerî, içtimaî sebepler bulmakta ve saymaktadır. Şüphe yok ki,bütün bu sebepler içtimaî hadiseler üzerinde tesir yaparlar.Fakat  bir milletin doğrudan doğruya hayatıyla , yükselişiyle, alçalışıyla alâkası olan, münasebeti olan, milletin iktisadiyatıdır. Tarihin ve tecrübelerin tespit ettiği bu hakikat bizim millî hayatımızda ve millî tarihimizde de tamamen belirir.Gerçekten Türk Tarihi tetkik olunursa,bütün yükseliş  ve alçalış sebeplerinin bir iktisat meselesinden başka bir şey olmadığı anlaşılır.” sözleri ile ,bir milletin hayatında ve geleceğinde iktisadî unsurun önemini ifade etmiştir. Millî ekonominin kurulması ve geliştirilmesi için İzmir İktisat Kongresi’nden itibaren yapılan çalışmaların, <<Yeni Türkiyemizi layık olduğu mertebeye çıkarmak>> için  yapıldığını söyleyebiliriz.
     Atatürk, yapılan bütün çalışmalar ve yenilikleri  “Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılâpların gayesi Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen asrî ve bütün mâna ve eşkâliyle medeni bir topluluk haline getirmektir, şeklinde özetlemiştir.
   İmparatorluk fikirini reddeden, ümmetçilik temelini değiştirip Türk halkını <<millet>> temeline oturtan ve millî bir devlet kuram Atatürk’ün maksadı, elbette Türk Milleti’ni, Batı içinde eritmek olmazdı. Gayesi Batı’nın modelini ve kültürünü değil, Batı’nın   düşünce    dinamizmini, metodunu,tekniğini 
ve ilmini Türk toplumuna benimsetmek ve aynı metodlarla yükselmesini sağlamaktı.
   

    Özetleyecek olursak, Atatürk’ü anlayabilmek için, O’nu ve yaptıklarını bir bütün halinde göz önünde bulundurmak gereklidir.  O’nu yakından ve iyice bilmek. anlamak zorundayız. Atatürk’ü anlamak için de başka kılıklara girmeğe hiç lüzum yoktur. O’nu anlamak için sadece Türk olmak yeterlidir.
    Ve…
    Artık, 10 Kasım’larda ağlamak yerine  düşünmeliyiz: 
    “Az zamanda çok ve büyük işleri” başarabilmesindeki sırları çözmeliyiz. Bu, O’na, yurdumuza  ve  milletimize borcumuzdur. 

 

KAYNAKÇA

 

Aydın Taneri, Türk Devlet Geleneği -Dün ve Bugün-, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi Yay.,Ankara-1975

 

Prof.Dr. M.Altay Köymen, Atatürk’ü Anlamak, Millî Kültür Dergisi, Sayı 11, Kasım 1977

 

Atatürk Diyor Ki, Milli Eğitim Bakanlığı Yay.,İst.-1980

 

İbrahim Candan, Seni Anlasaydık Bu Hale Gelmezdik, Akasya Kitap,Ankara-2005

© 2017 Lcn TuvART Kültür ve Sanat Sitesi - Tüm Hakları Saklıdır.