V - İSKİT TÜRK İMPARATORLUĞU

TARİH 1 - 1932 -Mf. V. - TTT 

Sebahattin Öztürkoğlu'nun
aziz ve asil ruhu için...

ASILLARI

Türklerin pek eski devirlerinden beri Ortaasyadan gidip yerleştikleri sahalardan biri de Şarki Avrupanın cenup kısmı, yani Karadeniz şimalinde Yayık Irmağı ile Ural Dağlarından Tuna ırmağına kadar uzanan geniş mıntıkadır (Harita5)
 

Bugün cenubi Rusya denilen bu mıntıkaya yerleşmiş Türklere kadim Yunan müverrihleri İskit derdi. Evela yalnız Tuna şarkında ve Karadeniz şimalinde yaşıyanlara munhasır olan bu isim soraları Hazar Denizi ile Yayık Irmağı şarkındaki bütün Türklere de teşmil edilmiştir (1).

 

Esas hududu Yayıktan Tunaya kadar uzanan İskit İmparatorluğunun temerküz sahası Kırım Yarımadası ile bunun şimal kısımları idi. Hakim İskit unsurlarından Tor (Tarue)lara nispetle bu yarımadaya Torik (Taurique) ismi verilmiştir. Strabon, coğrafyasında İskitlerin sahillerdeki limanlara limen dediklerini kaydeder.

 

(1)    Kadim Yunan müverrihlerinden Herodot “İskit” kelimesinin, Karadeniz şimalindeki ahali tarafından, devlerlerinin müessisine nispetle kendilerine verdikleri (Skolot) veya (Oskolot) isminin yunanca şekli olduğunu söyler. İranlılar ayni asırda bunlara daha doğru bir telaffuzla Sakalar derlerdi.

Türk Camiasından gayet büyük bir zümrenin o devirlerde kendilerine Saka unvanını vermiş oldukları anlaşılıyor. Bu adı bugün Sibir şimalinde yaşamakta olan Yakut Türkleri, muhafaza etmektedirler; Yakutlar kendine bugün Yakut değil, Saka derler.

Bazı eski Roma müverrihleri İskitleri bütün ırkların en kıdemlisi olarak gösterirler.

Ataliyat (Attaliate) namındaki Bizans müverrihi, tarihinin 156 ıncı yaprağında “İskitlerle Türkler ayni ırktandır” demiştir.


Müverrih Hammer, Herodot’un İskitlerin atası olarak gösterdiği hükümdar Targıt (Targitaos) isminin Türk kelimesile münasebetler olduğunu söyler. İskitlerin konuştuğu dil ve kullandıkları ismihaslarla Türkçe ve Türk isimleri arasındaki benzerlik, Bizans müverrihleri ve onlardan sora gelen müellifler tarafından işaret edilmiştir.


SAN’AT ve MEDENİYET

 

Omer (Homere) ve M.E. IX. Asırda yaşıyan Yunan ediplerinden Eziot (Hesiode) ile M.E. V. Asırda yaşamış olan Eşil (Eschyle) İskitleri “en medeni millet” olarak tavsif etmektedirler. Maruf Yunan müverrihi Herodot (M.E.V. asır) ayni malumatı teyit eder; daha birçok kadim müellifler İskitleri bütün milletlerden yüksek gösterirler ve bunların cesur ve cengaver oldukları kadar mütekamil olduklarını söylerler; İran hükümdarının evlatlarını okutmak ve yetiştirmek üzere İskitlerden muallim ve mürebbi getirdiklerini yazarlar.
 

Odesa, Kiyef, Harkof, Mokova ve Leningrat müzeleri İskit medeniyetinin yüksekliğini gösteren kıymetli vesikalarla doludur. Son senelerdeki yeni arkeoloji keşifleri bu medeniyetin milada binlerce yıl takaddüm eden bir maziye dayandığını tespit etmektedir.

 

İskitlerin işgal ettikleri sahanın müteakip asırlarda büyük ve sürekli muhaceret akınlarına, kavim çarpışmalarına sahne olması yüzünden mahvolan İskit medeniyetinin şahitleri bilhassa mezarlarda bulunabilmektedir. İskitler, bütün eski Türkler gibi ölülerini, bunların sevdikleri eşyalarile beraber gömdüklerinden insan elinin erişemediği mezarlardan bugün bu medeniyetin yüksek derecesini gösteren eserler meydana çıkarılabilmektedir (Res 30 – 40). Bu zengin eşyalı İskit Mezarları Küçük İskitya denilen Dobrucadan başlıyarak Ortaasyaya kadar uzanan saha içinde bulunmaktadır.

Milattan binlerce yıl evel başlıyan İskit san’ati milattan evel V. Ve IV. Asırlarda yüksek inkişaf devresine varmıştır. Bu devrin en güzel İskit eserlerine Kırım ile Kafkasya şimalinde ve Rusya cenubuşarkisindeki İskit mezarlarında tesadüf edilmiştir.

 

Bu devirde İskit san’at tarzı Yunan san’ati üzerine tesir göstermiş ve Yunanistanla İyonya şehirlerinde İskit üslubunda eserler yapılmağa başlanmıştır. Bu tesir bilhassa halılara ve elbiselik kumaşlara dikilen ziynet levhalarile altın ve tunç at takımlarında görülür.

 

Yeni Türk kavimlerinin şarktan garba yürüyüşle yaptıkları tazyik daha evel yerleşmiş İskitleri Avrupa içerlerine sürdüğünden bu suretle İskit san’ati Avrupaya dahi girmiştir. Fakat Avrupalılar o devirlerde hem san’atçe çok geri, hem de çok fakir olduklarından İskitlerin altın ve kıymetli taşlarla yapılmış eserlerini taklit edemediler. Buralarda İskit san’at eserleri gerek maddi kıymet ve gerek san’at kıymeti itibarile düşkünlüğe uğradı.

 

İskitlere ait eserlerden pek çoğunun altından yapılmış olması bunların zenginliklerinin derecesine delil tutulabilir. İskit İmparatorluğunun siyasi intihatı başlangıcında İskitler refah, san’at ve medeniyetçe en yüksek inkişaf devrinde bulunuyorlardı.

SİYASET ve ASKERLİK

 

İskitler san’atlerinin en ince ve yükseklerinden olan siyaset ile askerlikte üstat idiler. Muhtelif devirlerde, muhtelif memleketlere gönderdikleri diplomat heyetleri ile bunların aktettikleri ittifaklardan bütün kadim tarihlerde uzun uzadıya bahsedilmektedir. İran hükümdarı Daryüs I.in büyük fütuhat planlarındaki muvaffakıyetsizlik İskitlerin siyaseti ve askeri mehareti neticesidir.

 

Milattan evelki asırların en büyük hekimi sayılan İstanköylü İpokrat (Hippocrate) Havalar, Sular ve Mevkiler isimli eserinde İskitlerin örf ve adetlerinden bahsederken bunların yalnız erkeklerinin değil, kadınlarının da cesur ve cengaver olduklarını, ata bindiklerini ve muharebelere girdiklerini anlatır. İskit kızları evleninceye kadar daimi surette at ve silah sporları yaparlar, evlendikten sora ancak muharebe zamanları ata binerlerdi. Sağ kollarını kuvvetlendirmek, silah kullanmayı kolaylaştırmak için İskit kızlarının sağ memeleri daha küçük yaşta iken dağlanır, yalnız sol memeleri bırakılırdı. Eski tarihlerde uzun uzadıya anlatılan Amazonlar işte bu İskit camiasına mensup Türk kadınlarıdır.

 

İskitler İran, Anadolu, Suriye ve Mısıra birçok akınlar ve seferler yapmışlardır.

 

İÇTİMAİ HAYAT

 

İskitlerin mütemekkin-çiftçi ve göçebe olmak üzere iki sınıfa ayrıldıkları söylenir. Mütemekkin halk medeni ve san’atkar idi. Göçebe olanlar Güneşe, yağmura ve kara karşı korunmak için keçe ile örtülmüş odalar halinde dört ve altı tekerlekli arabalarda yaşarlardı. Arabalar iki üç çift veya daha fazla öküzle çekilirdi. Göç zamanında kadınlar araba içinde, erkekler atlara binerek arabanın yanlarında giderler; arabaları, koyun, inek ve at sürülerini muhafaza ederlerdi. Bunların göçebeliği büyük muhaceretlere sebep olan Ortaasya kuraklığı hadisesinin neticesi olup elverişli bir saha bulur bulmaz yerleşerek şehirler tesis ederlerdi.

 

DİN HAYATI

 

Bütün en eski Türkler gibi İskitler de Yer ve Gök tanrılarına taparlardı. İskitlerin hürmet ettikleri tanrılardan biri de Harp Tanrısı idi. Bu tanrı için her şehir veya kabile ayrı bir mabet bina eder, bu mabetlerin tepesine Harp Tanrısını temsil eden bir kılıç dikilirdi. Her yıl Harp Tanrısı namına atlar ve diğer hayvanlar kurban edilirdi.

 

 

Eski Türklerde olduğu gibi İskitlerde de en makbul nezir attı. Kesilen kurbanlar kazanlarda pişirilerek dağıtılırdı. İskitler şarap yaparlar ve içerlerdi. Ispartalılara şarabı susuz içmeği ilk defa olarak bir İskit sefaret heyetinin öğrettiğini kadim müverrihler naklederler.

© 2017 Lcn TuvART Kültür ve Sanat Sitesi - Tüm Hakları Saklıdır.