Eyüp Sultan Cami / Eyüp Mosque - Eyüp Sultan Tomb

Eyüp Sultan Camii, İstanbul’un fethinten sonra İstanbul’da yapılan ilk camidir.  Fatih Sultan Mehmet tarafından 1458 yılında türbesi ile birlikte yapılan cami;  bütünüyle günümüze ulaşabilmiş değil. Çünkü 1800 yılında eski caminin minareleri dışında temeline kadar yıkılarak Hüseyin Efendi gözetiminde yeniden bir cami daha yaptırılmıştır ve işte bugün gidip gördüğümüz cami de budur. 1458 yılında yaptırılan türbede, Mekke’ye gelerek İslamiyet’i ilk kabul edip Hz. Muhammed’in bayraktarlığını yapan ve Hazreti Eyüp olarak halk arasında tanınan Halit Bin Zeyd yatmaktadır. Eyüp, Arapların İstanbul’u yedinci defa kuşatması sırasında Emevi hükümdarlarından Ebu Süfyan emrindeki orduda savaşa katılmış ve şehit düşmüştür. Surların dışındaki Eyüp’ün mezarı, Fatih’in İstanbul’u fethinden sonra hocası Akşemsettin tarafından bulunmuştur. Fatih Sultan Mehmet, bu mezarın üzerine türbe, yanına da cami yaptırmıştır. 

The Eyüp Sultan Mosque is the first mosque built after the conquest of Istanbul. Has been built by Fatih ( the Conqueror) Sultan Mehmet together with a tomb in 1458. The present mosque is the one built under the supervision of Hüseyin Efendi in 1800 after demolishing the older mosque down to the foundations, except the minarets. Halid Bin Zeyd ( Prophet Eyüp), the first person that has come Mecca and accepted the Moslem religion, who later on has been the flag-bearer of the Prophet Mohammed, is buried in the tomb built in 1458. During the seventh siege of Istanbul by the Arabs, Eyüp has fought in the war with the army under the Omayyadan Ruler Abu Süfyan died. Eyüp’s grave has been built by mentor Akşemsettin outside the city walls. Fatih has built a tomb on that grave and a mosque next to it.

Fatih Camii / Fatih Mosque

Cami, Fatih Sultan Mehmet tarafından, İstanbul’un fethinden önce harabe durumunda olan Havariler Kilisesi’nin bulunduğu yere yaptırılmıştır. Çevresinde bulunan değişik din vakıflarıyla çok büyük bir külliye oluşturan cami Mimar Sinaeddin Yusuf tarafından yapılmıştır. 1462 – 1470 yılları arasında tamamlanan cami, Türklere özgü olup Bizans mimarisinden hiç etkilenmemiş bir yapı olarak kabul ediliyor.

Fatih Sultan Mehmet has built the mosque on the place where the ruined Chapel of Apostles has stood before the conquest of Istanbul. It forms a very large complex with the various religious foundations located nearby. The complex, constructed by the architect Sinaneddin Yusuf has been completed between the years 1462 – 1470. The building is accepted as a construction particular to the Turks without being influenced by the Byzantium archiecture at all. 

Beyazıt Camii / Beyazıt Mosque

Fatih Sultan Mehmet’in oğlu olan Sultan II. Beyazıt tarafından yaptırılan ve yapımı 1501- 1506 yılları arasında tamamlanan cami, İstanbul’un en eski padişah camiidir. Sivri kemerleri bulunan kare biçimindeki ön avlusu oldukça dikkat çekicidir. Bu avluya Selçuklu örneklerinden yola çıkılarak yapılan, sarkıt benzeri süslemeli kubbeli bir kapıdan giriliyor. Yeşil porfiritten, kırmızı porfirden ve pembe granitten yapılmış 20 antik sütun üzerinde 24 kubbe yer almaktadır. Külliyeye dâhil olan ve üniversitenin girişinde yer alan medrese ve Sahaflar Çarşısı’nın yanındaki eski imarethane, bugün kütüphane olarak hizmet veriyor. 

Commissioned by Sultan Beyazıt II, son of Farih Sultan Mehmet, the Beyazıt Mosque, construction of wich was completed between the years 1501-1506, is the oldest Sultan’s mosque in Istanbul, attaracting attention with its square-shaped front courtyard with pointed arches. The entrance to that courtyard is through a vaulted door with ornaments that look like stalacties, builty by starting out from the Seljuki examples. There are 20 domes supported by 20 antique columns made of gren porphyryte, red porphry and pink granite. The thelogical school by the entrance of the University and the old soup-kitchen fort he poor by the Old – Books Bazaar, both components of the complex, are utilized as libraries today.

Sultanahmet Camii / Sultanahmet Mosque

Bu cami, İstanbul’un alâmetifarikası olduğu kadar Müslümanların ve turistlerin de gözdesi. Şehrin en büyük camisi olan Sultanahmet’in altı tane minaresi var. Çini dekorasyonu nedeniyle “Mavi Camii” olarak da adlandırılıyor. Tıpkı dışarıdan görünüşü gibi yapının içi de büyük bir birlik ve yalınlık içindedir. Dört görkemli, yivli taşıyıcı tonoz kemerini ve ana kubbenin kenar köşeliklerini taşıyor; taşıyıcılar aralıklı olmakla birlikte neredeyse kare biçimindeki cemaat yerinde biraz sıkışık duruyor. 20.000’den fazla İznik çinisinin mavi ve beyazı ile Kuran yazmalarının altın sarısı, halıların kızıllığıyla mükemmel bir uyum içindedir. Çoğunluğu renkli camlı olan 260’ı aşkın pencere sayesinde dev mekân (51x53 metre) içine ışıl ışıl aydınlık taşıyan camide aynı zamanda mistik bir loşluk da söz konusudur.  Yapımı 1616’da sona eren “Mavi Camii” Osmanlı mimarlık sanatının ulaştığı en son noktanın ürünüdür. Mimarı Sedefkâr Mehmet Ağa’dır. 
 

Besides being the trademark of Istanbul, this mosque is the favorite of the Moslems and the tourists as well. 
The largest mosque of the city, it has six minarets and due to its blue ceramic decoration, the mosque is alsı called the “Blue Mosque”. Just like its external appearance, the interior of the mosque too displays a great unity and spareness. The four imposing and grooved supports bear the vaulted arch and the corner pieces of the main dome; although the supports are set apart, they stil look a bit crowded in the almost square – shaped space fort he occupants.  The blue and white of more than 20.000 İznik ( Nicea) porcelain tiles are in perfect harmony with the golden Qouran inscriptions and the scarlet of the carpeting. Thanks to the more 260 windows, most of wich are made of colored-glass, the gigantic edifice (51x53m) is brightly lit, yet there stil is a mystical penumbra present. The “Blue Mosque” whose construction was completed in 1616, is a product of the apex of Ottoman architecture. The mosque, constructed by the architect Architect Sedefkâar Mehmet Ağa.

Süleymaniye Camii ve Külliyesi / Sğleymaniye Mosque and Complex

Mimar Sinan’ın “kalfalık eserim” dediği cami ve külliye, İslam mimarisinin en güzel örneklerinden biridir.
Külliye, şehircilik açısından başlayarak, teknik, dayanıklılık, estetik ve bezeme gibi her sanat türünde üstün bir başarı sergilemektedir. Altı medrese, tabhane, imaret, kervansaray, bimarhane, hamam, mektep, oda ve dükkânlar ve Kanuni ile Hürrem Sultan’ın türbelerinden oluşan Süleymaniye Külliyesi, sosyal ve kültürel bağlantıları ile Fatih Külliyesinden sonraki en büyük komplekstir. 1550-1557 yılları arasında Kanuni tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmış. Avlunun köşelerinde sade ve zarif dört minare yükselmektedir. Bu minarelerden ikisi ikişer, ikisi üçer şerefelidir. 10 şerefe, Kanuni’nin 10. hükümdar olduğuna işaret etmektedir. Tamamı organik olan cami planında, hiçbir bölüm diğer bölümün güzelliğine kurban edilmediğini görüyoruz. Kendine özgü eğilimleri olan bir kültürün zevk ve geleneklerine yansıyan bu anıt, teknik etkiyi zedelemeksizin mimari ile kaynaşmış, aşırılıktan uzak, sade bir incelikle süslenmiştir. Camide eşine az rastlanır hassaslıktaki akustiği de göz ardı etmemek gerekir. Caminin mihrabı önünde Kanuni’nin türbesi bulunmaktadır. Bu türbenin solunda, az rastlanan renk ve çizgilere sahip çinilerle süslenmiş Hürrem Sultan’ın türbesi, sol tarafındaki köşede ise çeşitli türde yüzlerce mimari eser yapan Koca Sinan’ın mütevazı türbesi yer almaktadır.

The Süleymaniye Mosque and Complex, called by Mimar Sinan (Sinan the architect) as a work from his journeyman stage, displays a superiror succes in all types of arta, starting from urban design to tecnique, durability, estetics and ornamentation.
The Süleymaniye complex, comprised of six theological schools, a hothouse, kitchen fort he poor, caravansaray, infirmary, school, rooms and shops, and the tombs of Kanuni and Hürrem Sultan, is the largest complex after the Fatih complex, with its social and cultural connections. The mosque has been commission to Mimar Sinan by Kanuni and been built between the years 1550-1557.
At the corners of the courtyard four unadorned but elegant minarets are soaring. Two these minarets have two galleries each and the other three galleries each. The total of 10 galleries indicate that, Kanuni was the 10th ruler. In the completelt organic plan of the Mosque, no section has been sacrificed to the beauty of the other. This monument which reflects the taste traditions of a cultura with its own prticular traits, has been ornamented with an unexaggerated finesse that unites with its architecture in the mosque should not be ignored. The tomb of Kanuni is situated in front of the atlar ( pointing at Mecca) of the mosque.

 

Mimar Sinan Türbesi / Mimar Sinan Tomb

Süleymaniye Cami’nin avlusunda bulunan türbe, dikkat çekici bir güzellik ve sadelikle inşa edilmiştir. Bu seçkin türbeyi Mimar Sinan (ölümü 1558) kendisi için inşa etmiştir. Yapı, ustanın dehasına tamamıyla uygun düşen sadeliği ve zarafeti sergilemektedir.
The Mater Mimar Sinan has built that distinguished tomb with its remarkable beauty and simplicity, for himself in the courtyard of the Süleymaniye Mosque (died in 1558). The construction exhibitis the simplicity and elegance that completely agress with the genius of the master.

Ortaköy Cami / Ortaköy Mosque


Sultan Abdülmecit tarafından, on dokuzuncu yüzyılın ortalarında yaptırılan bu cami, hemen deniz kenarında oluşu ve zarafetiyle, Osmanlı mimarisinin geç döneminin göz alıcı örneklerinden biridir.
The mosque, commissioned bu Sultan Abdülmecit in the 19th century, is one of the dazzling examples of the late Ottoman Era architecture due to its proximity to the sea and its elegance.

Yeni Cami / Mosque

1597 yılında III. Mehmet’in annesi Safiye Sultan tarafından başlatılan cami inşaatı, pencere hizasına kadar gelindiğinde, hem padişah hem de annesi ölünce yarım kalınca 1663’te IV. Mehmet’in annesi Turhan Sultan’ın emriyle tamamlanmış.   When the construction started by Safiye Sultan, mother of Mehmet III, in 1597, has reached to the window-level, the Sultan and mother have died. The semi-finishied construction has been completed by the order of Turhan Sultan, the mother of Mehmet IV, in 1663.

Şehzade Cami / Mosque

Mimar Sinan, Muhteşem Süleyman’ın genç yaşta ölen oğlu Mehmet’in anısına Bozdoğan Kemeri’nin hemen yakınına yaptırdığı bu camiyi, alçakgönüllü bir yaklaşımla “çıraklık yapıtı” olarak tanımlar. 
Yapımı 1554-1548 yılları arasında tamamlanan cami, büyük ustanın ilk büyük eseridir.

Mimar Sinan, defines this mosque constructed right beside the Bozdoğan acquaduct, in memory of the son of Süleyman the Magnificent, who died at an early age, as a “work of his appenticeship” with a modest approach. The mosque that was completed between the years 1544-1548, is first great work of the Master.

Nuruosmaniye Cami / Nuruosmaniye Mosque

Kapalı Çarşı’nın Nuruosmaniye girişinde yer alıyor. Bu caminin yapımı I. Mahmut tarafından 1748 yılında başlatılmış, ölümü ile III. Osman devrinde 1755 yılında tamamlanmıştır. Sanat değeri büyük olan yazılar, devrin tanınmış hattatlardan Eğrikapılı Rasim ve Mumcuzade Ahmet Efendi’nin eseridir.
Is located the Nuruosmaniye entrance of the Grand Bazaar. The construction of the mosque has been commissioned by Mahmut I and has been completed by Osman III in 1755, upon his death.  The inscriptions that have a great artistic value, are the masterpieces of renowned calligrahers of the period, Eğrikapılı Rasim and Mumcuzade Ahmet Efendi.

Rüstem Paşa Cami / Rüstem Pasha Mosque

Mısır Çarşısı’nın birkaç adım ötesinde Osmanlı İstanbulunun gerçek bir örneği gizli: Muhteşem Süleyman’ın Baş Veziri ve damadı Rüstem Paşa Camii. Cami, padişah tarafından 1561 yılında, Süleymaniye Camii’nin inşaatı bittikten sonra Mimar Sinan’a yaptırılmış. Turistler tarafından pek ziyaret edilmeyen ama belki de şehrin en alımlı camisidir Rüstem Paşa. Atrue example of the Ottoman Istanbul stands hidden a few steps away from the Corn Bazaar: The mosque Rüstem Pasha, the Grand Vizier and son-in-law of Süleyman the Magnificent. The mosque has been commissioned to Mimar Sinan by the sultan in 1561, after the construction of the Süleymaniye Mosque has been completed. Although not visited by the tourists very frequently, probably the most attactive mosque of the city.
 

Sokullu Mehmet Paşa Cami / Sokullu Mehmet Pasha Mosque

Kadırga’dadır. III. Selim’in kızı Esmehan Sultan tarafından, kocası Sadrazam Mehmet Paşa’nın anısı için 1671 yılında Mimar Sinan’a yaptırılmış. Caminin içi kubbe eteklerine kadar devrinin en güzel çinileri ile bezenmiş. Minber külahı da çiniden yapılmadır.
Is located in Kadırga. Has been commissioned to Mimar Sinan for construction in 1671 by Esmehan Sultan, in memory of her husband Grand Vizier Mehmet Pasha. The interior of the mosque is completely clad in the most beautiful porcelain tiles of the period, down to the skirts of the dome. The spire of the pulpit is also covered in tiles. 

Dolmabahçe Cami / Dolmabahçe Mosque

Avlu kapısının üzerinde bulunan Şair Ziver’in kitabesinden anlaşıldığına göre, caminin yapımını başlatan Valide Sultan, 1853 yılında tamamlatan ise oğlu Abdülmecid’tir.  1848 yılına doğru kuşatma duvarları kaldırılmış ve cami içine deniz müzesi kurulmuştur.  According to the epitaph written by Şair(=The Poet) Ziver above the door to the courtyard, the construction of the mask has been commissioned by the Valide (=the mother) Sultan and has been completed by her son Abdülmecit in 1853. By the year 1848, the siege walla have been removed and the interior of the mosque has been converted in to a marine museum.

İmrahor İlyas Bey Cami / Studios Monastery

Samatya Yedikule arasında 463 yılında yapılmış. İstanbul’un eski Bizans yapılarından olan bina, vaftizci Yohannes’e döşeme mozaikleri görülür. Binanın zemininde ise 13. yüzyıla ait döşeme mozaikleri görülür. İstanbul’un fethinden sonra 1486 yılında İlyas Bey tarafından camiye çevrilmiş.  
Has been constructed in 463 between Samatya and Yedikule ( the seven Spires). One of the old Byzantium buildings of Istanbul, the construction has been dedicated to Yohanned (Johannes) the Baptist. Floor mosaics from the 13th century are seen on the floors of the Mosque. It has been converted in to a mosque by İlyas Bey in 1486, after the conquest of Istanbul.

Please reload

İSTANBUL

Ayasofya / Haghia Sophia

Ayasofya’nın yerinde bulunda kilisenin 532’de yıkılması üzerine İmparator Justinianus, kısa zamanda yeni bir kilise yapılmasını ister. İnşaatın planlaması işiyle Trallesli matematikçi Amennthios ve Miletli statikçi ve mimar Isidoros görevlendirilir.  Altı yıl (532-537) gibi çok kısa bir sürede ortaya çıkan kilisenin görünümü karşısında Justinianus’un “Süleyman peygamber, artık senden daha üstünüm!” diye bağırdığı rivayet ediliyor.  Ayasofya, bin yılı aşkın bir süre Hristiyanlığın en güçlü ve en saygın kilisesi olmuştur. Mermer levhalarda ve mozaik süslemelerinde kendini gösteren görkemli iç donanımın yanı sıra, Ayasofya’yı ziyaret edenlerin hayranlıkla gözlemlediği bir başka nokta da; iç mekânın dâhiyane biçimde bölümlenmiş birliği; öyle ki bu uyum kilisenin “Dünyanın Sekizinci Harikası” olarak tanımlanmasına yol açmıştır. 
Kilisenin duvarları renkli mermer levhalarla kaplı. Pencereler, kubbe içine yerleştirilmiş bir tambura inşa edilmedikleri için kubbe ekleniyor, yarım kubbeler ana kubbenin sürgününü devam ettiriyor.  Tabandan, kubbenin tepesine kadar olan uzaklık 55.60 metre. Kubbenin açıklığı ise 33 metre. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u almasıyla camiye dönüştürülen yapıya dört minare eklenmiş. Ayasofya, 1934 yılından beri müze olarak kullanılıyor.

After the chapel at the place where the Ayasofya stands now, has collapsed in 532, the Emperor Justinianus orders a new chapel to be built quickly. Amenthios, mathematician from Tralles and Isidoros statics expert and architect from Miletos are assigned to the planning of the construction.  Ayasofya becomes the most powerful and respected church of the Christendom for over a thousand years. Rumor has it that, beholding the church, that has been created in such a short time as only six years, Justinianus cries out : “Prophet Solomon, now I am greater than even you!” A point that the visitors of Ayasofya observe with fascination, in addition to the imposing interior that shows itself with the marble slabs and mosaic ornamentations, is the unity of the interior partitioned with such genius that, the harmony thus created led to qualifying the chuch as “Eigth Wonder of the World.” The walls of the church are covered with marble slabs. As the Windows are not built in a drum placed in the dome, the dome challenges the gravity. This is followed by two longitudinal semi-domes, which, in turn, continues the extension of the main dome. The distance from the flor to the apex of the dome is 55.60 meters. The base diameter of the dome is 33 meters. Four minarets have been added to the church that has been converted in a mosque after the conquest of Istanbul by Fatih Sultan Mehmet. Ayasofya is used as a museum since 1934. 

Kariye Müzesi / The Khora Monastery Museum

İstanbul’un Edirnekapı semtinde bulunan Kariye, kent dışı kırsal alan anlamına gelen Khora sözcüğünden geliyor. Khora Kilisesi, daha önce burada mevcut olan bir şapelin yerine İmparator Justinianus zamanında inşa edilmiş. Zamanla harap olan yapı on birinci yüzyılda yeniden yapılmış. 
Kariye Müzesi’ndeki mozaik ve freskler Bizans resim sanatının son dönemine ait 14. yüzyılın en güzel örnekleridir. Müze duvarlarında Hz. İsa’nın ve Hz. Meryem’in hayatına ait sahneler yer alıyor.

Located at the Edirnekapı quarter of Istanbul, the name Kariye is derived from the word “Khora” which mean “rural areas outside the city”. The Khora Church has been constructed by during the reign of Emperor Justinianus over the place of a chapel that has been built there previosly. The building that has fallen in to ruin in time, has been rebuilt in the 11th century. 
The mosaics and frescoes in the Kariye museum are the finest examples of the 15th centıry, the last period of the Byzantium art of painting. Scenes from the lives of the Jesus Christ and Virgin Mary are depicted.

Fethiye Cami (Pammakaristos Manastır Kilisesi) / Fethiye Church (PammakaristosMonastery - Chapel)

On ikinci ve on üçüncü yüzyıllardan kalma Kutsal Meryem Manastırı, İstanbul feth edildiğinde Ortodoks patriklerin merkeziydi. Kilise 1591 yılında camiye dönüştürüldü. İçinde on dördüncü yıldan kalma olağanüstü mozaikler bulunan güney şapeli görülmeye değer. Bu mozaikler arasında kubbenin ortasındaki, çevresinde 12 havarisiyle bir İsa pantokratoru ve apsisteki İsa’yı, Meryem Ana’yı ve Vaftizci Yahya’yı gösteren Deesis ( mahşer mozaiği) özellikle dikkat çekici olanlardır.
Located at the Edirnekapı quarter of Istanbul, the name Kariye is derived from the word “Khora” which mean “rural areas outside the The Monastery of Virgin Mary, dating back 12th-13th centuries, was the center of the Orthodox Patriarchs when Istanbul was conquered. The church has been converted in to a church in 1591. The southern chapel with extraordinary mosaics from the 14th century inside is truly worth seeing. Among those mosaics, a scene (Pantokrator) depicting Jesus Christ with his 12 apostles in the center of the dome and the Deesis ( Judgement Day Mosaic) in the apex depicting Jesus, Virgin Mary and Yahya the Baptist are particularly impressive.

Aya İrini Kilisesi / Chuch

“Kutsal Barış Kilisesi” Topkapı Sarayı’nın Birinci Avlusu’nda yer alıyor. 4. yüzyılda inşa edilen yapı, şehrin en eski kilisesi. 740 yılında bugünkü biçimini aldı. Osmanlı döneminde ise silah ve mühimmat deposu görevini görmüş. Restore edilişinden bu yana sergiler ve kültürel etkinlikler için kullanılıyor.
“The Sacred Peace Church” is situated in the first courtyard of the Topkapı Palace. Has been built in the 4th century an is the oldest church in the city. Has taken its present appearance in the year 740. Has been used as a weapons and provisions depot during the Ottoman rule. Since its restoration it is being used for exhibitions and cultural activities.

Zeyrek Cami / Zeyrek Mosque

Bizans’ın önemli bir manastır kompleksinin başkilisesidir. Üç kiliseden meydana gelmiştir. Büyük kilise II. Ioannes Komneos’un birinci eşi Eirene tarafından yaptırılmış ve Hz. İsa’ya ithaf edilmiştir. 
Önce bu kiliseye cenaze törenlerinin yapıldığı küçük bir kilise, daha sonra ise Theotohas Eleousa’nın bölümleri medreseye çevrilmiş ve zamanın bilginlerinden Molla Zeyrek’in adını almıştır.
The principal Church of an important monasrety complex from the Byzantium era. Compries three chapels. The great church has been builty be Eirene the first wife of Ioannes Komneos II, and dedicated to Jesus Christ. 
First, a small chapel, where the funeral ceremonies were held, has been added to the church and later, another chapel has been added under the patronage of Theotohas Eleousa. After the conquest, the sections of the church has been converted in to theological schools and been named after Mullah Zeyrek, a scholar of the era. 

Küçük Ayasofya Cami / Small Hagia Sophia Mosque

Camiye dönüştürülmeden önce Hristiyanlığı kabul etmiş ve bu uğurda şehit düşmüş Suriye kökenli Romalı lejyonerler Sergios ve Bakchos’a adanmıştır. Küçük Ayasofya’nın zengin donanımından bugünlere yalnızca mermer kaplamaları ve sütunları kalmıştır. 
Before being converted in to a mosque, the Small Ayasofya was a church dedicated to the Roman Legionnaires Sergios and Backhos of Syrian origin, who had accepted Christiantiy and died for it. Out of the rich interior ornamentations, only the marble cladding and columns remain today.

Galata Mevlevihanesi / Galata Mevlevi Lodge ( Follower of Jalaladini Rumi)

1492 yılında yapılan tekke, şehrin en eski Mevlevi tekkesidir. Şu anki ahşap bina on sekizinci yüzyıldan kalma. Bir kısmı mezarlık olan geniş bir bahçesi var. Sema salonun etrafındaki camekânlarda tarikata ait ve o döneme ait eşyaların sergilendiği küçük bir de teşhir salonu bulunuyor. Dışarıda ise serin sundurmalı bahçede tarikatın müritleri ve şeyhlerinin süslemeleri, mezar taşları yer alıyor. 
The Lodge, built in 1492, is the oldest Mevlevi lodgein the city. The wooden building of today dates back to the 18th century. It has a large gadre, a part of which is a cemetery. In the Windows around the whirling-dance salon, there ise a small exhibition hall where artifacts from the order the period are displayed. Outside, the ornamented gaves of the diciples and masters of the order are found under the cool lean-to..

Saint Antonie Kilisesi / Church

Fransiskenler’e ait Katolik kiliselerinden Saint Antoine, çeşitli işlevler için kullanılan büyük binalarla İstiklal Caddesi’nden ayrılıyor. Mongeri’nin inşa ettiği kilise, İtalyan gotiği tarzında. Bu yüzyılın ilk yirmi yılı içinde yapılmış İstanbul’un en büyük Katolik Kilisesi’dir.  Saitn Antoine, a catholic church from the Frensiscens is separated frım the İstiklal Sttreet by large buildings used for various functions. The church, built by Morgeri, is in the Italian gotic style. The largest Catholic Church built in Istanbul within the first twenty years of the present century. 

Stevi Stefan Bulgar Kilisesi / Church

Haliç kıyısında yer alan Bulgar Kilisesi diye anılan Aya İstefanıs Kilisesi, içindeki sütünler ve asma katlar da dâhil olmak üzere demir dökümden yapılmadır. 1871 yılına tarihlenen Neo-Gotik tarzdaki yapı, mobil bir özellik taşıyor. Yani sökülüp takılabiliyor. Gerekirse bulunduğu yerden taşınıp, başka bir yerde kurulabiliyor. Dönemin ünlü mimarlarından Aznavour’un eseridir.  Kilise Fener Rum Patrikhanesi’nden ayrılan Bulgar azınlık için yapılmış. Günümüzde halen bu cemaat tarafından da kullanılmaya devam ediyor. Bahçesinde ilk Bulgar patriklerin mezarları da mevcut.  
Also called as the Agha Istefanos, the Bulgarian Church, stiuated on the Golden Horn coast, is made of cast-iron, including the columns and mezzanines inside. The construction in the Neo-Gothic style is also mobile. That is, it can be dismantled and reinstalled. It may be moved from its location and reinstalled at another location. This is one of the Works of Aznavour, a famous architect of the period. The church has been built fort he Bulgarian minority, who have left the Fener Greek Patriarchate. It is stil used by the same community today. The graves of the fisrt Patriarchs are found is its yard. 

Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi

Sadrazam Ali Paşa Caddesi’ndeki patrikhane, Ortodosks Rumların en kutsal mekânı. Bugünkü binasına 1602 yılında taşınan patrikhane, 1800’lü yıllarda yapılan restorasyonlar sayesinde günümüzdeki görünümüne kavuştu. Üçlü bir kapıdan girilen patrikhanede basamaklardan yukarı doğru çıkıldığında ana kapıya ulaşılıyor. Ana kapı, 1821 yılında idam edilen Patrik V. Grigorios ve üç metropolitin anısına kapalı tutuluyor. Girişler sol taraftaki kapıdan yapılıyor. Bu kapıdan 1700’lerde bazilika tipinde inşa edilen Aya Yorgi Kilisesine geçiliyor. The Patriarchate, located on the Sadrazam (Grand Vizier) Ali Paşa Street, is the most sacred edifice of the Orthodox Greeks. The Patriarchate, which moved to the present buinding in 1602, attained its present appearance after the restorations made around 1800. Entered by a triple-door, the main gate of the Patriarchate is reached by ascending the stairs. The main gate is kept closed in memory of the Patriarch Grigorios and the three metropolites, ezecuted in 1821. Entry is provided through the door on the left. Through this door, the Aya (Agha) Yorgi chapel, built around 1700, is accessed. You may see the triple movable mosaics, of which there are maybe ten of fifteen left on earth.

Neve Şalom Sinagogu / Synagogue

Galata’da, Büyük Hendek Caddesi üzerindeki sinagogun adı “Barış Vahası” anlamına geliyor. 25 Mart 1951 tarihinde açılışı yapılan bu sinagog halen İstanbul’un en modern ve görkemli sinagogu olup düğün, bar, mitzva (ergenlik töreni) ile cenaze gibi birçok dini törene ve Hahambaşılık İs’ad törenlerine sahne olmuş.  The name of the synagogue, located on the Büyük Hendek Street in Galata, means the “Oasis of Peace”. Inaugurated on March 25, 1951, the synagogue is the most contemporary and imposing synagogue of Istanbul, and has set the stage for many a religious ceremony such a marriage, Bar, Mitzvah (adulthood) and funeral, as well as the Rabbinate ceremonies.

Please reload

© 2017 Lcn TuvART Kültür ve Sanat Sitesi - Tüm Hakları Saklıdır.