LİSİNİA DOĞA

Her Şey; DOĞA ve İNSAN SAĞLIĞI için...

Aromatik bitki projesi ile gül, lavanta, kekik, adaçayı, ardıç, şakayık ve limon melisa üretimleri 2 milyon ton su tasarrufu sağlamıştır.

Altay - Altay Kai
00:00 / 00:00

Lisinia Doğa, Burdur'a 28 km uzaklıkta Merkeze bağlı Karakent Köyü sınırları içinde ve Burdur Gölü'ne yakın bir alanda faaliyetlerini sürdürmektedir. Lisinia Doğa adını M.Ö. 300’lerde kurulmuş bir Psidya şehri olan Lisinia’dan alır. Lisinia kelime anlamı itibariyle; doğan ve batan güneşin, ay ışığının sudaki pırıltısı anlamına gelir. "Lİ" pırıltı demektir yani Lisinia, pırıltı şehridir.
 

Lisinia Doğa; 2005’te Lisinia Yaban Hayatı Rehabilitasyon Merkezi olarak çalışmalarına başladı. Aynı yıl 7 yeni alt projeyle doğa için destek ve hibe almadan çalışmalarını sürdürdü. 2014 Lavanta Deresi Projesi’yle beraber sürdürülebilir tarıma dayalı bir yapıya kavuştu. 
 

Lisinia Doğanın sembolü Ardıç ağacıdır. Ardıç ağacı eski kültürümüzde kutsal bir ağaçtır aynı zamanda soğuğa, susuzluğa ve sert rüzgarlara direnmesiyle dik duruş ve uzun yaşamın sırrıdır. Ardıç ağacı yaşamı boyunca insanlara, yaban hayvanlarına yurt ve yuva olmuştur.

 

Lisinia Doğa olarak biz de karşılık gözetmeksizin yaşanabilir doğa ve sağlıklı gelecek nesiller için Ardıç ağacı gibi mücadelemizi sürdürüyoruz. Her zaman doğa ve insan sağlığının yanında yer almak için projeler üretiyoruz. Doğa ve insan sağlığına zarar veren her şeye karşı bir projeyiz. Karşıtlığımızın eylemselliği ise alternatif projeler üretmekten geçer. Alternatif proje üretemediğimiz hiçbir karşı duruşumuz yoktur. Bu yüzdendir ki projelerimiz toplumun farklı kesimlerinden ulusal ve uluslararası bazda onay almıştır. Lisinia Doğa’nın kuruluşundan bu tarafa 120.000’in üzerinde ziyaretçi, gerçekleştirdiğimiz projeleri Lisinia Doğa alanında birebir ziyaret etmiş ve gözlemlemiştir. Projenin uluslararası boyuttaki kabul edilirliği; geçen sürede 6.000 e yakın yabancı gönüllüyü proje alanında ağırlamasındandır.

2005’te Lisinia Projeyi yazıp kurumlara sunduk. Projeyi yapacağımız alan, ramsar alanı olmasından dolayı yerleşke için izinler alınması gerekiyordu (yaban hayatı rehabilitasyon merkezi, gönüllülerin konaklama alanı, kanser kuleleri ...). O yıllar itibari ile gerçekleştirmeyi düşündüğümüz projeler çok uç noktalarda ve de zararlı projeler olabileceği düşünülerek 3 yıl boyunca yerleşke izinleri verilmedi. 3 yılın sonunda inatla projelerimizi kurumlara anlatmaya devam ettik. Doğanın ve insan sağlığının yanında yer aldığımızı, ülkemiz menfaatlerinin her şeyden önce geldiğini her fırsatta dile getirdik. Nihayetinde yerleşke izinleriyle birlikte yapılaşma izinlerini takiben ahşap yapıları kısa bir sürede kurarak proje çalışmalarına başladık.

LİSİNİA DOĞA Kurucu ve Proje Yöneticisi
Öztürk SARICA: 


Lisinia Doğa'nın bugüne kadar hayata geçirdiği ve sürdürülebilir kıldığı projeler;

Yaban Hayatı Rehabilitasyon Merkezi
Kansersiz Gelecek Elimizde
Lisinia’dan Dünya’ya; Yaşamak için Burdur Gölü’nü Yaşat
Lisinia Doğa Okulu
Gönüllü Doğa Koruyucusu
Lisinia Enerjisini Doğadan Alıyor!
Ekolojik Üretim / Doğa Dostu Tarım Uygulamaları
Yerli Bitki / Hayvan Türlerinin Üretimi ve Gen Muhafazası

LİSİNİA DOĞA

YABAN HAYATI REHABİLİTASYON MERKEZİ

"Doğa ve insan sağlığına zarar veren her şeye karşı bir projeyiz."

Başlangıçta 100 yaban hayvanı kapasiteli başlattığımız Yaban Hayatı Rehabilitasyon Merkezi şu an itibariyle 200 yaban hayvanına ev sahipliği yapabilecek durumdadır.

Burdur Gölünün bir kışlama alanı olması, yaban hayvanlarının göç yolu üzerinde olmamız, çevredeki sulak alanların fazlalığı ve bozulmamış doğal alanların varlığı yaban hayatı anlamında yöreyi çok zengin kılmaktadır. 300’ün üzerindeki yaban hayvanı türü bu zenginliğin bir göstergesidir. Evcilleştirilmiş yaban hayvanları, avcı yaralamaları, zehirlenmeler ve yaban hayatının kendi içindeki savaşımından dolayı pek çok yaban hayvanı zarar görmektedir. Bu hayvanların tedavi ve rehabilitasyonları merkezimiz tarafından yapılmakta ve tekrar doğaya kazandırılmaktadır.


Şu ana kadar 600’ün üzerinde yaban hayvanının tedavi ve rehabilitasyonu yapılıp tekrar doğaya kazandırılmıştır. Merkez Türkiye’nin her yerinden gelen yaban hayvanlarına ücretsiz hizmet vermektedir. Bölgede kullanılan fare zehirleri, kimyasal zehirler ve avcılıkla ilgili yanlışlıklar ücretsiz doğa eğitimleriyle yöre halkına ve her yıl en az 1500 öğrenciye anlatılarak bu konuda farkındalık yaratılmaya çalışılmaktadır. Aynı zamanda ulusal ve sosyal medya aracılığıyla farkındalık ulusal ve uluslararası boyutta paylaşılmaktadır. Ziyaretçilerin ve gönüllülerin en çok ilgisini Yaban Hayatı Rehabilitasyon Merkezi çekmektedir. Öyle ki Türkiye'nin pek çok ilinden merkezimizi yaban hayvanlarını görmek için ziyaret edenler vardır.

LİSİNİA DOĞA OKULU

Doğa Okulu ücretsiz olup proje alanındaki 100 kişilik taştan yapılmış salonda, projeksiyon eşliğinde gerçekleştirilmektedir. Aynı zamanda okullara gidilerek de doğa eğitimleri yapılmaktadır. Doğa eğitimlerinde yaş sınırlaması olmayıp 7 den 77 ye herkese açıktır. Kapalı alandaki 1 saatlik eğitimden sonra proje alanının gezilmesiyle eğitim pekiştirilmektedir. Amaç kısıtlı imkânlar ve kısa sürede ziyaretçilerin kafasında doğaya, gelecek yaşamlarına ilişkin soru işaretleri oluşturarak bireysel düşün noktasında farkındalık yaratmaktır.
Özellikle hedef kitle çocuklar ve genç nesillerdir. 
Kirlenen yaşam alanları ve dünya insanların hızlı bir şekilde kansere yakalanmasına sebep olmaktadır. Bozulmuş doğa alanlarında ve de zararlı kimyasallara maruz kalmış insanlarda kanser yoğunluğu artmaktadır. Bu etkiden hareketle gelecek nesillerin sağlığı bozulmamış doğa ve zararlı kimyasallardan arındırılmasıyla mümkün olacaktır. Dünya sağlık örgütünün verileri ışığında kanserin sebepleri ve kanserden uzak yaşama yolları, doğa okulu ve alan görselleriyle ziyaretçilere anlatılmaktadır.

LİSİNİA MEYVE BAHÇELERİ

Lisinia Doğa meyve bahçesinde farklı türlerden 10.000’e yakın meyve ağacı bulunmakta ve sıfır kimyasallı üretim modeli ile doğa dostu tarım uygulamaları yapılmaktadır.
 

Yöresel anlamda gen projesi kapsamında sarı karpuz, pembe domates, eğri karpuz, lokal biber türlerinin geçen süreçte üretimleri yapılıp tohumları tüm Türkiye’ye dağıtılmıştır.
 

Yurtiçinden ve yurtdışından projemize gönüllü olarak katılan herkes aynı zamanda doğa gönüllüsü olarak Lisinia Doğa ve bulundukları yerin doğası hakkında çalışmalar yapmakta; Lisinia Doğadan almış oldukları doğa eğitimini tüm dünyaya yaymaktadırlar.
Bu durum ülkemiz ve kültürümüz açısından ve Lisinia Doğa anlamında eşsiz bir tanıtım modelidir.

Lisinia Susuz Tarım Projesi

Su, insan hayatının vazgeçilmezidir yaşam için zorunluluktur. Zararlı kimyasallar ve nükleer saçılımlar toprak, hava ve suyu kirletmektedir. Zaten kirlenmiş olan sular küresel ısınma tehdidiyle her geçen gün azalmakta ve zararlı kimyasal yoğunlukları artmaktadır. Lisinia Doğa sera etkisinin azaltılması, kimyasal kirlilikler, tasarruflu su kullanma yöntemleri üzerine doğa okulu, proje alanındaki görseller ve uygulama alanlarıyla enerjisinin büyük bir bölümünü bu konuya aktararak çalışmalarını sürdürmektedir.

 

Göller yöresi irili ufaklı pek çok gölden oluşmaktadır. Son yıllarda küresel ısınma kaynaklı ve yanlış su tüketimine bağlı olarak 10 sulak alanımız kurumuştur. Burdur Gölü de her geçen gün yok oluşa doğru gitmektedir. Bunun sebebi küresel ısınma, vahşi sulama ve yöreye uygun olmayan büyükbaş hayvancılık için çok fazla su kullanılarak üretilen kaba yem bitkileridir (mısır, yonca). Bu tespitlerden hareketle Lisinia Doğa, damla sulama yöntemlerini alanda kullanmaya başlamıştır. 2012 yılından bu tarafa da hiç su tüketmeyen ya da damla sulama yöntemleriyle yetişen aromatik bitki projesini başlatmıştır.

Amaç; bu sayede Burdur Gölü'nün yıllık açığı olan 150 milyon ton suyun 75 milyon tonunun aromatik bitki üretimi ile desteklenmesini sağlamaktır.

2012 yılından bu yana,  gül ve lavanta ile başlayan çalışmalar, 2015’te ki lavanta deresi projesi ile hız kazanmış olup sulak alanların suyunun korunmasına yönelik ulusalda ve uluslararası bazda ses getirecek değişimlerin önü açılmıştır.

Lisinia
LAVANTA DERELERi

Aromatik bitki projesi ile gül, lavanta, kekik, adaçayı, ardıç, şakayık ve limon melisa üretimleri 2 milyon ton su tasarrufu sağlamıştır. Suyun tasarrufu yanında sıfır kimyasallı üretimin doğaya katkısı çok büyüktür. Aromatik bitkilerin yüksek getirisi minimum işçilik giderleri yöre halkının aromatik bitki yetiştiriciliğine sahip çıkmasını sağlamıştır.

Önümüzdeki süreçte artacak olan arıcılık ve eko turizm faaliyetleri yöresel anlamda halkın aromatik bitkilere bağlılığını artıracaktır. Yöresel anlamda başarıya ulaşmış proje ulusalda her görüşten  ve uluslararası 1 milyon kişinin katılımıyla
#suorucu etkinliğini GEO, Göle Hayat Derneği ile gerçekleştirerek ortaya koyduğu farkındalıkla Burdur Gölünün kurtarılmasına yönelik Orman ve Su İşleri Bakanlığınca ortaya koyulan acil eylem planının imzalanmasında lokomatif rolünü üstlenmiştir. Projenin çarpan etkisiyle ulusal ve uluslararası boyutta sulak alanların kurtarılmasına ilişkin aromatik bitki modeli yaygınlaşmaktadır.
 

İlerleyen süreçteki hedef aromatik bitkilerin  katma değerlerinin ülke ekonomisine kazandırılması ve eko turizm olacaktır. Özellikle lavantanın ürün ve görselleri bu çalışmalara hazırdır.

LİSİNİA DOĞA'DA
NE ZAMAN NE YAPILIR?

Lisinia Doğa'ya Uğramak isteyen Gönüllüler, Lisinia'da ne zaman ne yapıldığını bilirse daha iyi bir planlama yapabilirler: 

Mart – Nisan aylarında aromatik bitkilerin dikimi;
Mayıs ayına Gül hasatı başlıyor.
Haziran ayında Adaçayı,
Temmuz ve Ağustos ayında da Lavanta hasatı var.

Kozmetik ürünlerin yapımı ise her zaman devam ediyor.

Uzun süreli kalacak gönüllüler yanlarında özel tekstil (çarşaf, kılıf, pike, uzun kollu - paçalı kıyafet, bere, şapka, eldiven) malzemelerini getirmeleri iyi olabilir. Ayrıca iyileştirici kremleriniz, özel yiyecekleriniz de yanınızda olsun. Her ne kadar Lisinia sizi ücretsiz ağırlayıp yedirip içirse de giderken katkı olsun diye havlu - peçete - kahvaltılık - ekmek - yumurta gibi hediyeler almayı unutmayın.

LİSİNİA ve ÖZTÜRK SARICA

ÖZTÜRK SARICA 

RÖPORTAJ

VİDEODAKİ ÜRÜNLER İÇİN AŞAĞIDAKİ SİTEYİ ZİYARET EDEBİLİRSİNİZ.
www.lisiniadogalurunler.com

ÖZTÜRK SARICA RÖPORTAJ METNİ

TuvART.com

Lisinia – ÖZTÜRK SARICA RÖPORTAJI / Zararlı Kimyasallara Karşı Doğa Projesi
 

On üç yıl önce başladı bu proje. Aslında kansere karşı bir proje… Ailedeki pek çok kişiyi kanserden kaybettikten sonra  başladı bu proje. Bizim için okul ya da cami yaptırmak gibi bir olaydı bu.

Mehmet Güner – Peki aile fertleri bu bölgede mi yaşıyorlardı?
ÖZTÜRK SARICA – Yakın. Akçaköyde yaşıyorlardı. Ama bu şeyle ilgili, genetik bir olay değil. Çünkü köyde birbiriyle akraba olmayan insanlar da kaybedildi. Sebebi de başka köy tabanından alınan sular. Yani kendi meyiliyle akan sular. Bir anlamda o köyün evsel ve tarla atıklarının suları insanları kanser etti. Zaman içinde buna dikkat çekmeye çalıştık. Yani çünkü bütün kanserlerin sebebi olarak insanlarda şey gösteriliyordu; sigara, sigara sigara… Yani bir tek babam sigara içiyordu. Diğerlerinin sigara içtiği yoktu yani. En yakın arkadaşlarım sigara falan içmiyordu; kanserden kaybettiklerim. Bu yüzden projelerimizi çeşitlendirmeye çalıştık. Yani pek çok anlamda kanserin sebebinin kimyasal olduğunu zaman içinde fark ettik. O yüzden doğa dostlarımızla burada Yaban Hayvanları Rehabilitasyon Merkezi, Sıfır Kimyasal Üretimler, Kimyasallara Karşı Proje, Gen Muhafaza Projesi, Sular İçin Proje şeklinde dokuza yakın farklı proje ürettik. Bu projelerle yolumuza devam ettik. Ama tabi ki farklı bir şey yapıyorsunuz. Bu sırada bize dayatılmış destekler var. Kabul etmediğimiz destekler bunlar. Çünkü hibe, bağış ve fon kabul etmedik biz. Tabi bunları kabul etmediğimiz için de aslında ödüllendirileceğimiz yerde cezalandırıldık. Pek çok alanda izinlerimiz geciktirildi ve o dönemde gerçekten çok ciddi mahsuplara maruz kaldık. Yani dört yıl boyunca örgüt evi muamelesi gördük. Şu anda o muameleyi yapan kişiler içerde ve yine o dönemde, daha iki yıl önce bizim aracımıza cıva gazı sıktılar. Yani öldürmeye kasıtlı bir durumdu bu. Yani Türkiye’nin doğası için bir şeyler yapmaya çalışmak, çok zor. Niye çok zor? Aslında, Türkiye’nin doğasına sahip çıkan, Türkiye’nin kendi malına sahip çıkan bir ülke olması istenmiyor. Yani bu, bunla ilgili… Yani bir şekilde bu tür projeleri destekleyip, dışarıdan yönetmek için her şeyi yapıyorlar. Yani bunun belirgin örnekleri zaten ortada. Yani sizin ülkenizde bir şeylerin yapılması için kullanılan, verilen fonlar; aslında bu ülkenin birliği ve dirliğini ortadan kaldırmak için kullanılan fonlar. Yıllar önce ormanlara zararlı diye keçileri kestiler. Yıllar sonra süt – et ihtiyacı için bir dünya ithal hayvan yurtdışından getirildi. Hâlbuki aslında o, Türkiye’nin et ve süt ihtiyacını karşılamak için getirilen inekler değildi. Onlar Türkiye’nin su varlığını bitirmek için getirilen ineklerdi ve şu anda Türkiye’nin batısının suyu, maalesef  Holstein ineklerle, mısır ve yonca üretimi için tüketiliyor. Doğusunun ve güneydoğusunun suları da bir şekilde bu ülkeden kopartılmaya çalışılıyor. Yani stratejik açıdan ve sizin pazarlık unsuru açınızdan ve kendinize yetme açınızdan en önemli kaynağınız olan sularınız, elinizden bir şekilde bu yöntemlerle alınmaya çalışılıyor. Ama şu anda ülkem ve Türkiye, bunun hala farkında değil. Yıllardan beri biz SUSUZ TARIMı savunuyoruz. Çünkü sularımızı kaybettiğimizde biz, bu ülkede kanserler patlayacak. Çünkü kimyasal maddeler, sularımız azaldıkça yoğunluğunu artırıyor. Kimyasal maddeler maalesef Türkiye’de pek çok alanda kanserlere sebep oluyor, olmaya başladılar bile. Aslında Türkiye’nin, devletin bunu çok iyi görmesi gerekir. Niye Avrupa Holstein inekleri sana durduk yere gönderdi. Şimdiye kadar en ufak bir şekilde sen stratejik anlamda bir silah almaya kalktığın zaman, senin güçlenmeni istemediği zaman, nasıl bir silah konusunda seninle pazarlık yapıyor, vermiyorsa; bir uçağı sana vermiyorsa, bir tankı sana vermiyorsa inekleri niye bu kadar çok kolay gönderdi; bunu düşünmeniz lazım. Niye? Çünkü sizin sularınızın bitmesini istiyor. Niye? Bu inekler çünkü bu ülkenin iklimsel yapısına uygun değil. Çünkü o inekler bol meralı alanlarda, sulu bitkilerle yetişen inekler ve bu inekler, bu ülkenin sularını bitirdiler.

TuvART.com – Nasıl oldu o? Yani bizim köyde de vardı, almıştık bir tane. Bizim ineklerin üç katı büyüklüğünde bir şeydi ve normal yiyor, normal içiyor gibi hatırlıyorum. Yani bu ineklerin suyu tüketmesi, bitirmesi nasıl oldu?

Öztürk SARICA – Mısır ve yonca üretmediğiniz zaman Holstein ineklerden süt ve et verimi alamazsınız. Yani onların kaba yem ihtiyaçlarını karşılamanız gerekiyor. Mısır ve yonca tüketimi ise çok su gerektiren bir üretimdir. Mısır ve yoncayı üretmek için çok fazla su tüketirsiniz ve şu anda Türkiye’de içme sularınızın neredeyse büyük bir kısmını, hatta on yıl sonra kullanabileceğiniz içme sularını bugün sondajlarla çekip mısır ve yonca tarımında kullanıyorsunuz. Göletlerin sularını, şu anda sulak alanlara akan göletlerin sularını,  yine yonca ve mısır tarımında kullanıyorsunuz. Boşalmış su havzalarını dolduramıyorsunuz zaten. Ama ilerde şu var içme sularını bitirdiğiniz için; şu anki göletlerin suları o yörede, o köylerin ancak içme suyunu karşılayacak düzeyde su tutacaklar. Bu tehlikenin bugünden görülmesi gerekiyor. Çünkü on yıl sonranın içme suyunu biz şu anda sondajlarla çekip ineklere mısır ve yonca üretiminde kullanıyoruz. Biz su zengini bir ülke değiliz. Su zengini olmayan bir ülkede Holstein inek, kesinlikle doğru değildir. Holstein inekler daha ziyade; merası bol, bol yağış alan ve hayvanların kolayca otlayabildiği sular yerlerde yetişir. Yani Türkiye bunun için doğru bir yer değil.

Ve biz de şu an iki alternatif proje geliştirdik. Küçükbaş Hayvancılık Projesi ile Aromatik Bitki Projesi. Su tüketmeden yetişen aromatik bitkiler ve katma değeri çok yüksek. Türkiye, BÜTÇE AÇIĞINI BUNLARLA KARŞILAYABİLİR. Şu anda biz, yağımızı bu yıl yurtdışına satmama kararı aldık. Geçen yıl biz yağımızı yurtdışına satıyorduk. Bu yıl satmama kararı aldık.

TuvART.com  - Neden?
Öztürk SARICA – Çünkü bu yağlardan biz ürünler yapıyoruz. Şu anda bu ürünleri biz, hazır ürün olarak pazarlamaya çalışıyoruz ve şu anda da çok iyi gidiyor. Kozmetikte yakında bu ürünler çıkacak ve biz yakında parfüm altyapılarını oluşturarak kozmetikte de katma değer yaratmaya çalışıyoruz. Çünkü bu yağı sattığınızda yurtdışına, bu ülkeye ürün olarak geliyor. Biz ise bunları burada daha sağlıklı ve hatta kimyasal kullanmadan, yiyilebilir kozmetik anlamında adım atmaya çalışıyoruz ki şu an bizim kozmetik ürünlerimiz yiyilebilir durumda. Tadına bakabilirsiniz, hiç de bir sıkıntı yok.

TuvART.com – Öyle mi? Kremi yiyebiliriz yani!
Öztürk SARICA – Kremi yiyebilirsiniz.

 

Mohsen Malekzadeh – Peki Türkiye’deki insanların ilgisi nasıl?
Öztürk SARICA – Çok iyi. Çok iyi yönde gördüm özellikle son iki üç aydan beri. Çünkü yurtdışına çıkan hiçbir yağınız size bir şey kazandırmıyor. Hamallığını yapıyorsunuz. Oradan ürün olarak buraya geldiğinde elli kat, yüz kat parayla satın alıyorsunuz onları. Aslında bizim yapmış olduğumuz satışlar, onların bir şekilde yaptıkları üretimlere destek sağlıyor. Onun için biz bu yağlardan burada satış yapalım, burada üretim yapalım ki daha doğallarını da yapabiliriz. Bunların bitkisel altyapısı Türkiye’de aslında var. Biz elimizdeki kurgularla onlardan çok daha muhteşemini, güzelini üretebiliriz. Bir de şu var; ben iddia ediyorum; aromatik bitkilerle TÜRKİYE, CARİ AÇIKLARINI KAPATABİLİR. Çok önemli bir sektör ve kozmetik sanayi tüm dünyada artık doğallığın arandığı bir sektör. Bu doğallığı da bu ülke yakalayabilir.

Mohsen Malekzadeh – Bunu bir proje olarak ilgili bakanlığa sunsanız…
Öztürk SARICA – Her zaman sunuyorum, ben başından beri sunuyorum ve artık sunmaktan da vazgeçtim. Gösteriyorum. Bunu yapıp ortaya koyuyorum ve diyorum ki bu kremlerin tadına bakabilirsiniz. Hadi dayanma süreleri kısadır. Tamam, kısadır. Ama hiçbir zaman için sağlık, dayanma süresi ile ölçülmez. Ticari bir değerle de ölçülmez. Ben üç aylık, altı aylık dayanma sürelerindeki pek çok kozmetiğin, Türkiye’de ve dünyada satılacağına inanıyorum.

 

Mehmet Güner – Lisinia, bir isim mi?
Öztürk SARICA – Anadolu’nun bir ismi. Karakent köyündeki bölgenin adı. Milattan önce 300lerden kalma bir şehir.  Latinlerden önce kurulmuş bir uygarlık bu. Latinler şu anda bu uygarlıklara, Frig uygarlıklarına sahip çıkmaya çalışıyor. Aslında bu, Anadolu’nun bir uygarlığı. Şu an ben Anadolu’nun sahibiysem bu uygarlık hakkındaki söz hakkı, onlardan daha fazla benim olmalıdır. Bu sebeple ben, yani kültürüme sahip çıkıyorum. Lisinia kültürü, Anadolu’nun kültürü. O yüzden bunu Latinlere bırakasım da yok. Latinler, kendi işlerine baksınlar. Avrupalarına baksınlar. Anadolu kültürü bizimdir. Ben Lisinia kültürünü sonuna kadar taşıyacağıma inanıyorum.

 

TuvART.com – Bu kültürün içeriğinde ne var peki? TuvART, kültür olduğu için hemen bunu açmak istedim.
Öztürk SARICA – Türkler Anadolu’ya geldiğinde tabi ki zengin bir kültürle geldiler. Aynı zamanda Anadolu’nun kendi kültürü vardı. Burası da boş değildi. Buralar uzun yıllar boyunca insanların yerleşmesine açılmış; burada insanların belirli bir ekonomik ve üretim düzeyine ulaştıkları yerlerdi. Dolayısıyla Türk kültürü ile daha bir zenginleşti ve sonuçta ortaya çıkan ciddi bir Osmanlı kültürü haline geldi. Biz şimdi eğer geçmişe dair kültürümüzü sadece Türklerden başlatırsak yanılırız. Şu an bizim kültürümüzün temeli, aynı zamanda Eski Türk Kültürü, aynı zamanda Anadolu kültürü. Çünkü biz kendimizi ne kadar Türk hissetsek de sonuçta Anadolu’daki insanlarla bir şekilde bir araya geldik ve onların kültürleri de bizim kültürlerimiz. Mesela eski Anadolu kültürünü sadece Batılıların sahip çıkması son derece yanlış. Bu kültür, bizim kültürümüz. Aslında şu anda Anadolu’da yaşatılan kültür, eski Anadolu ve Türk kültürünün karmasıdır. Dolayısıyla geçmişe dair yaşanan pek çok şeyi, geçmişe dair pek çok tedavi yöntemleri, geçmişe dair insanların üretimlerini ortaya koyup da Türkiye aslında önümüzdeki yıllarda çok ciddi bir çığır açabilir. Ama nedense bu konuda hep bir takım fikirler, bir şeylerin önüne geçiyor. Bir takım kurallar önüne geçiyor. Türkiye’nin artık eski Anadolu kültürüyle ve eski Türk kültürüyle yüzleşip yol alması gerekir. Yani en ufak bir şey ürettiğinizde bunlar kocakarı meselesi oluyor. Yani kocakarı filan değil bu, Anadolu kültürü, bu Lisinia kültürü bir kocakarı değildi. Yani Anadolu’daki yerleşen pek çok insan kocakarı değildi. Yani bu, onların o dönemlerine hakaret olur. Yani insanlar burada çok güzel şeyler geliştirmişler. Anadolu’da çok büyük üretimler yapmışlar.

 

TuvART.com – O zaman kimyasal yoktu ama bitkiler çok iyi biliniyordu ve bunlar çok ciddi tedavi yöntemleriydi. Adına bugün kocakarı diyorlar çünkü üniversite diploması yok diye. Bizim arkadaşlarımız özellikle Denizli’de, Servet Somuncuoğlu’nun da söylediği gibi, Allah rahmet etsin öldü biliyorsunuz. Trt’de belgeseller yapıyordu ve dedi ki burada insanlar taşları okuyamadığı için Rumdur deyip attılar. Oysa ki bunların hepsinin Türkçe olduğunu gördük ve bu 4500 – 5000 yıllık taşlar. Bunlar Türkçe yazılar.

Nurten Kahraman – Arapça olmadığı için…
TuvART.com – Arapça olmadığı için ve okuyamadıkları için bunlar Rumundur deyip attılar falan filan. Şimdi bizim arkadaşlar arkeolojik olarak da bu çalışmaları yapıyorlar. Hani Türkler 1071’den itibaren sanki buradaymış gibi ama 4500 – 5000 yıllık yazıtlar olduğu görüldü. Yani bunu kültürel olarak incelediğimiz zaman işte dediğiniz noktaya geliyoruz. Çok güzel…

Öztürk SARICA – Yani çeşitli kültür. Anadolu dediğiniz zaman çeşitlilik var. Anadolu dediğiniz zaman eski kültürünüz var. Dolayısıyla kültürüne sahip çıkmayan bir topluluğun kültürüne sahip çıkarlar. Onlar sahip çıktığı zaman da iş, işten geçmiş olur. Çünkü Lisinia adına baktığınız zaman yurtdışında yüzlerce Lisinia var. Daha burada bir tek müze müdürü Lisinia’nın anlamını bilirken, Lisinia şehrinden haberdarken, Türkiye’de bir tek o kişi bundan haberdarken yurtdışında elli tane şirket adı vardı Lisinia diye. Ben Lisinia’nın marka olarak alırken, Lisinia’nın proje olarak adını alırken çok zorlandım. Yurtdışından sürekli itirazlar geldi. Ama biz boyun eğmedik, dedik ki biz bu projeyi Lisinia’da yapıyoruz. Lisinia’nın asıl sahipleri de biziz. Yani başkası değil ve bu konuda yeterince mücadele ettik.

TuvART.com – Onlar neden karşı çıktılar?
Öztürk SARICA – Çünkü onlar yıllarca Lisinia adını kullanmışlar. Lisinia adını onlar kendi kapitalleri haline getirmişler ve onlara ait olduğunu söylüyorlar. Hatta şöyle saçma bir gerekçe daha vardı. Diyor ki; orası Anadolu’da kesinlikle Latin kültüründe ve o isim Latince. Biz de onun Latince olmadığını, eski Psid kültürüne ait olduğunu ortaya koyduk. Milattan önce 300lerde kurulmuş Psid kültürüne ait bir şehir ismi.

 

TuvART.com – Nerde bu belgeler, biz de ulaşabilir miyiz?
Öztürk SARICA – Tabi tabi. Şeyde ulaşabilirsiniz zaten müze müdürümüz bu konuda bilgi verir. Zaten onun uyarıları üzerine biz Lisinia ismini aldık. Dedi ki orada bir şehir var, Anadolu’nun bir şehri. Eski Anadolu şehri. Dedi niye doğa projesi Lisinia Doğa Projesi olmasın? Ben ondan sonra tamamen bu isim üzerinde çalıştım. Bizim kültürümüz olduğunu düşünüyorum ben. Sonuna kadar da sahip çıkmayı düşünüyorum ve bu Anadolu coğrafyasında o kadar çok çeşitlisiniz ki; tüm dünyanın elinde olan bitkisel varlığın büyük bir kısmı Anadolu’da. Yani bu çeşitliliği siz aromatik anlamda veya şifa anlamında kullanıp tüm dünyada çok büyük çığırlar açabilirsiniz. Bu konuda ümitliyim ama pek çok üniversitede bu konuyla ilgili çalışan çok değerli hocalarımız var. Artık eskisi gibi değil. Eskisi gibi Batıdan aldıkları bilgileri kopyalayıp yapıştırmıyorlar. Şimdi bu hocalar ne yapıyorlar? Araştırıyorlar. İçeriğe bakıyorlar. Bitkide ne var ne yok? Ve çalışıyorlar.  Bu yüzden ben ümitliyim. Ben şu an kozmetik konusunda çalıştığım hocaları düşünüyorum; biz Avrupa’yı geçeriz. Buna inanıyorum yani biz onları geçeriz. Çünkü bizim alt yapımız daha iyi şu an onlardan.

2017 – Burdur – Lisinia – 31 Ağustos

LİSİNİA GÖNÜLLÜLER ALBÜMÜ

© 2017 Lcn TuvART Kültür ve Sanat Sitesi - Tüm Hakları Saklıdır.