RÖPORTAJ

Nevid Müsmir

'Bir çakmağın yakılmasıyla
bir müziğin icra edilmesi ikisi de aynı şeydir
.
İkisinde de bir dönüşüm söz konusudur.'

Söz: Şah Hatayi
Nağmeye Vesile (Besteci) : Nevid Müsmir
GÖNÜL NE GEZERSİN SEYRAN YERİNDE

Nevid Müsmir:
'Doğmak için önce hamile olmak lazım, eğer hamile olmaz isen doğurduğun şey de sahte olur.

Yüreğin bir şeye hamile kalması için iki şeyin birbiriyle çift olması lazım, ki o çocuk doğduğu zaman artık senin değil herkese aittir.
Halk müziği dediğimiz budur işte; birileri annelik yapıyor, eser doğduktan sonra halka ait oluyor, dolayısıyla ne doğaçlamadır ne de teknik fikir. Bir nevi ilham’dır.
'

 

Nevid Müsmir  YouTube Kanalı
Nevid Müsmir Facebook Kanalı
Nevid Müsmir Resmi Web Sitesi



Nevid Müsmir Hakkında Kısaca 

Nevid Müsmir 1979’de İran’ın Marağa (Meraga- maraghe) kentinde doğdu. Nevit Müsmir Azerbaycan Eğitim Üniversitesi inşaat mühendisi bölümü mezunudur. Babası Azerbaycan şairlerinden olup ney çalmaktadır.

Babasının sufi olması ve dolayısıyla sanatla ilgilenmesi onun da çocukluğundan itibaren Orta Doğu halklarının (Türk, Fars ve Arap) müziğiyle tanışmasına sebep olmuştur. 1997’den itibaren müzik öğrenimini Sufi sazı olan setâr’ı öğrnemekle başlar. Tendir (Kuzey Horasan Dütarı), Tamdıra (Türkmen Dütarı) ve Temire ya Tenbûr ismiyle tanımlanan ( kürt ve türk Ehl-i haklarının Tamburu) enstüman ile tanışması onun etnik müzikle ilgilenmesine yol açar. Doğunun geleneksel müziğinin en orginal türlerinden olan Türk Makam – Aşık müziğindeki sesler ve ritmlerin çekiciliği, sonsuz repertuarı ve ayrıca Klasik Doğu müziğinin sınırlatıcı özelliklerden uzak olması, onun bu çeşit müziklere ilgi duymasına sebep olmuştur.

O`na göre, doğu müziğinin tüm güzellikleri bu tür müziğe yansımıştır.
Şiir kalıplarının çeşitliliği, makamların rengareng olması ve yeni makamlar yaratma serbestliği, insan hayatının tüm boyutlarını konu eden şiirsel anlatımların, onunla ilintili ritmlerin, form ve içerik çeşitliliği onun doğu müziğiyle ilgilenmesine yol açmıştır.

Bu arada özellikle Bağlamaya ilgili duymuştur.
Bağlamanın farklı nağmelerin icrasındaki esnekliği ve latif ve sıcak sesinden dolayı bu sazı tercih etmiştir. Sazların elde edilmesindeki sorunlar, bizzat kurslara katılma imkanının bulunmaması ve söz konusu insterümanların teknik özellikleriyle tanışmasını sağlayacak görsel malzemelerin bulunmaması, onu Azerbaycan’da yaygın olan insterümanların formunu değiştirmeye ve dinleme metoduyla öğrenmeye itmiştir. Bu sayede kendine özgü birçok Mızrap ve parmak vurma tekniğini, mevcut tekniklere kazandırmayı başarmıştır.

1999’dan itibaren bağlama öğrenmeyi ve Aşıklık geleneğinin ayrılmazı parçası olan çalıp söylemeğe başlamıştır. Bağlamanın İran’da yeni bir saz olmasına karşın tezenesiz icra tekniklerine (Şelpe) yeniler eklemeyi de başarmış ve 2006 ve 2008 yıllarında geçirilen İTÜ Bağlama Günleri`nde bu teknikleri icra etmiştir.

2006’dan itibaren kimi öğrencilerinin katılımıyla “Türkman Müzik Topluluğu”nu kurmuş ve birçok projeye imza atmıştır. Halk müziği hazinesinden derlediği bazı parçalar, TRT müzik repertuarına eklenmiştir. Nevid halk müziğinden türküler derlemekle yanaşı Horasan, Anadolu ve Azerbaycan tasavvuf ve halk müziğini temel alarak besteler yapmaya da gayret etmiştir.

Nesimi, Nebati, Seyit Azim Şirvani ve Fuzüli’nin birçok şiirine besteler yapmış ve genç kuşakların geçmiş mirasımızla tınışmamızı sağlamıştır. Canlı konserler vermeyi yeğlenen Nevid’in şu ana kadar “Hak Çelebim” ve “Ağış” adlı iki solo albümü bulunmaktadır.


“Söz” bütün varlığı ve niyetiyle yüreğe ve içeriye hitap etmelidir.


TuvART ve Nevid Müsmir Röportajı:

 

TuvART:     Merhaba Sevgili Nevid Müsmir, öncelikle TuvART’a hoş geldiniz demek istiyorum. 


Nevid Müsmir:  Merhabalar, teşekkür ediyorum, hoş bulduk.

TuvART:    İcra etmiş olduğunuz tarz, öncü nitelikler taşıyor. Gerek mevcut bir eseri yorumlayışınız gerekse enstrüman olarak icra ediş şekliniz, ezber bozan bir tarza sahip. Bu tarzı oluştururken nasıl bir gelişim safhası geçirdiniz? Kimlerden destek aldınız? Ya da kimleri kendinize örnek aldınız? 


Nevid Müsmir:    Müziği bir süzgeç gibi düşünmek lazım, her süzgecin tabi kendi özelliği var, her birisi bazı şeyleri süzer, bazı süzgeçlerin delikleri sabit olur veya toleransı olmaz o yüzden müzik olarak girdi ne ise çıktısı da o olur. Çıktı’da aynı şeyi dinleyeceksin, yani her neyi süzgeçten geçirsen sabit bir format dinleyeceksin. Bunun iki sebebi var; bunlar genel olarak şöyledir ki günümüzdeki eğitim sistemi beyinleri sabit bir çerçeveye sokmaya çalışıyor, herkes aynı şeyleri düşünüyor aynı şeyleri giyiyor, müzisyen ise aynı şeyleri icra ediyor. Ben bu sabit çerçeve içinde kalmamak için çalıştım, yani verilen bilgilere güvenmemeye çalıştım. (Kitap, gazete, televizyon, internet vs.) ve kendim doğrudan o bilgilere ulaşmaya çalıştım, ama bütün bunlara rağmen dünyada sabit olan kurallar var yani dünyada olan her şeyin nizamı aynıdır. Bir çakmağın yakılmasıyla bir müziğin icra edilmesi ikisi de aynı şeydir, İkisinde de bir dönüşüm söz konusudur, yani maddenin enerjiye dönüşme olayı baş veriyor, nitekim konuştuğumuz zaman madde enerjiye dönüşüyor. Yıldızların kaymasından tutun denizdeki dalgaların oluşmasına kadar her şey ama her şey bu kurala tabidir. Bunun haricinde birinden destek almak, yenilikçilikle çelişkilidir. Bu yüzden destek almadım, örnek de almadım.

TuvART:    Besteleri size ait olan eserlerin güfteleri de bir o kadar çarpıcı. Mesela Nesimi, Fuzuli… Bu isimler yakın zamana kadar ülkemizde pek tanınmıyordu. Görüyorum ki geniş bir şiir repertuarınız var, tıpkı geniş müzik repertuarınız gibi. Mevlana’nın eserleriyle de ilgilendiğinizi ve beste yaptığınızı hatırlar gibiyim. Fakat şiirdeki ölçüyü düşünürsek ve bu seçmiş olduğunuz şiirlerin de ölçülerinin bir müzik eseri için çok farklı olduğunu düşünürsek; bestelerinizdeki çok ciddi farkın biraz da buradan kaynaklandığını düşünebilir miyiz?  Çünkü şiirin de kendine has bir ritmi vardır. Yani şiirdeki bu ritim farkı mı sizi farklı bir ritme sürüklüyor?


Nevid Müsmir:  Hayır! Bakın! İsimlerini söylediğiniz şairleri sizlerin de dahil olmak üzere yeni nesil pek tanımıyor.

Edebiyatın temeli sabittir, oda şudur; kelimelerin hecelerinin uzaması ve kısalmasını seçmekle ilgili bir ağırlığı var ki o şiirin edebi yönüdür ve bu da beni asla etkilemez. Benim şiir seçimim bir okçunun hedefi nasıl vurduğuna benzer, belki de okçu tam on ikiden vuracak ama ok da var tam yarıya kadar hedefe girer, benim de derim kalın olduğu için okun yani şiirin, bu şekilde bana işlemesi lazım.

Örneğin Farsça şiirleri ne kadar okusam da lezzet alamam çünkü o ok tam o dediğim noktaya, yüreğimin tam ortasına dokunması gerekir, aksi takdirde ondan müzik de doğmaz, söylem da olmaz.
Her kelimenin kendisine has bir enerjisi var, günümüzdeki birçok sorunların asıl sebebi kelimelerin doğru olarak söyleyemiyoruz.
Kuranda İsa için diyor ki  “O, Kelimetullahdır’’, bu da o demek oluyor ki İsa, Kuran’a göre kelimelerden oluşan bir canlıdır. Bizler de öyleyiz. Burada bir kod var, o kodda şudur ki bizler de aynı kelimeler gibi bir enerji türüyüz. Sadece bir tek şeye sığdırılmışız.

TuvART:   Nevid Müsmir, canlı performans sanatçısıdır benim gözümde. Günümüzde çoğunlukla stüdyo sanatçısının olması sebebiyle siyah inci kadar değerli bir nitelik aslında bu. Canlı performanslarınızı incelediğimiz zaman sürekli yenilikleri kendinize eklediğinizi görüyorum. Kendinizle bir yarış içinde gibisiniz. Her zaman bir yenilik, her zaman çıtayı bir kademe daha üst sıraya çekmek; benim gözümde gerçek Nevid budur. Bu sebeple Halk Müziğimizde kesinlikle apayrı bir yeriniz var. Müziğimize katmış olduğunuz değerler, saymakla bitmez. Bu durum için belli bir programınız var mı? Yani yenilikler açısından gidişatı doğaçlamaya mı bırakıyorsunuz, yoksa önceden belirlediğiniz bir teknik – fikir var mı?


Nevid Müsmir:  İltifatlarınız için teşekkür ederim.
Hayır teknik fikir yoktur çünkü öyle olursa sahte bir şey ortaya çıkar, kendisinden oluşması ve yüreğe konması lazım.
Doğaçlamada değil, doğaçlama icra anında oluyor, bir nevi doğmaktır.

Doğmak için önce hamile olmak lazım, eğer hamile olmaz isen doğurduğun şey de sahte olur.
Yüreğin bir şeye hamile kalması için iki şeyin birbiriyle çift olması lazım, ki o çocuk doğduğu zaman artık senin değil herkese aittir. Halk müziği dediğimiz budur işte; birileri annelik yapıyor, eser doğduktan sonra halka ait oluyor, dolayısıyla ne doğaçlamadır ne de teknik fikir. Bir nevi ilham’dır.

Şöyle bir örnek vereyim, sanki sürekli bir yağmur yağıyor ve bu yağmur her zaman var ama sen kabını doldurmak için kapı önüne bırakmayı unutuyorsun. Bu yağmur herkes için var ama çoğu insan faydalanamıyor ve kabını dolduramıyor veya bazen kabını bırakıyorsun ve doluyor ama bazen de unutuyorsun veya tembellik ediyorsun, yorgun oluyorsun veya istemiyorsun. Ben bu yağmurdan bu ilhamdan faydalanmak için kabımı doldurmaya çalışıyorum.

TuvART:  Bağlama, Türkiye’de memleketi olması sebebiyle çok bilinen bir sazdır. Ancak sürekli ifade ettiğiniz üzere bu saz, İran’da yeni. Siz de bağlamayı öğrenirken, bir yandan da özel okulunuzda dersler veriyorsunuz. Türkiye’ye geldiğinizde de bağlamanız her zaman yanınızda oluyor. Ama ben sizi özellikle Setar’da inanılmaz derecede güçlü ve başarılı buluyorum. Ağış albümünüzü dinlediğimde de neredeyse tüm telli sazları kusursuz bir biçimde icra ettiğinizi gördüm. Aslında Türkiye’ye geldiğinizde ve buradaki konserlerinizde, bizim çok da haşir-neşir olmadığımız bu enstrümanlarla bir çalışma yapsanız; nasıl olur?
 
Nevid Müsmir:  Olabilir de ama muhataplar herkes (umum) olduğu için böyle bir çalışmayı konservatuvarda gerçekleştirebilirsiniz, onu ben halk konserinde yapamam ki! Çünkü halkta öyle bir tepki var ki her şeyi biraz değiştirmeye kalktığınızda olumsuz değerlendiriyorlar. Ama özel muhataplar söz konusu olduğunda tabi dediğiniz olabilir, bu söylediklerim Dutar için geçerli değil, çünkü dutar ve bağlama aynıdır, aynı ailedendirler, ikisi de Türkmen sesidir. Setar ise şehir müziği ile sofi müziğinin sentezidir, burada sofi müziğinden kasıt Hindistan tarzı evde oturan sofiden bahsediyorum, Türkmen tarzı değil, Setar yaylaya kadar çıkmaz. Benim çaldığım ifa ettiğim aslında bunların hiçbiri değil, ne setardır ne dutar, sazın mekaniğine göre üretilmiş tekniklerdir. Yani bu sazı tanıdığında biliyorsun ne kadar uzunlukta ve nerede bir tezene (parmak) vurman gerekiyor ki öbür sazla karışmasın.

TuvART:  Halk Müziğinde klasik duvarlar vardı ve bu duvarları yıkıp indirdiniz. Çok ama çok teşekkürler. Gerçek anlamda çok sesliliği, çok fazla ses katmanını halk müziğimize bence katan kişi Nevid Müsmir’dir. Ama ritim sazlarda hâlâ biraz eksiklik görüyorum. Oysaki aynı zamanda ritim sazları çok iyi kullanan birisiniz. Ağış albümünde bunu gördük. Yakut-i Kan-i Vahdet adlı eserinizde davul performansınızı duyduğumda “Davul, davul olalı böyle bir itibar görmedi.” demiş ve çok heyecanlanmıştım. Fakat ne olursa olsun, ritim sazlar zayıf duruyor müziğinizde. Bu konuda bir gelişme çalışması yapmayı düşünüyor musunuz? Keza o da tamam olursa müziğiniz gerçek bir kusursuzluk kazanacak fikrindeyim. 

Nevid Müsmir: Onun nedenleri var, ritim sazlar da aynı diğer bütün sazlar gibidir.

Hiçbir ses çıplak ve az sesli değil, mesela Do dediğimizde Do sesi diye bir sesimiz yoktur aslında, veya La 440 Hz. denildiğinde bu yanlış bir terim oluyor. Bir tek La notu dünyada bütün seslerin hepsini içinde barındırmaktadır, ama bizim kulağımız onu La işitiyor, bu yanlışlık temelden var ve az sesli çok sesli diye bir müziğimiz yoktur. Esasen her ses bütün sesleri içerir, La’nın içinde Do da var Do diyez de var, bütün frekanslar var ama biz sadece La ve onun komşuları, üçlüleri ve beşlileri yani harmonik sesleri duyuyoruz. Biz insanların bir sesi duymak için elimizdeki malzeme iki adet kulaktan ibarettir, bir sesi duydurmak içinse malzememiz hoparlördür, ışığın üzerinde çalışıldığı kadar sesin üzerinde çalışılmamıştır, yani ses ışık kadar gelişmemiş, ses hoparlörden çıktığı zaman frekanslar hava aracılığıyla kulağımızın perdelerini etkiliyor ve biz onu işitiyoruz. Ama ışıkta öyle değil biz TV’de her şeyi daha canlı olarak görebiliyoruz. Dolayısıyla teknolojiden ziyade muhatabın sesi dinlemek için elinde güçlü bir malzemesi yoktur, örneğin arabamızda dinliyoruz, evimizde, kulaklıkla dinliyoruz ve bu yüzden frekans uzunluklarını birbirlerinin yanına koyup karşılaştırdığımda öyle bir şekilde seçmeliyim ki birbirileriyle örtüşsünler ve ayrıca bir taraf diğer taraftan çok güçlü olmamalı aksi takdirde kulağı incitebilir.

Ritim sazlarını kendilerine has ve müstakil bir saz olarak görüyorum, halk ritim sazlarını dinlediğinde sadece ritim dinliyor, Damba Dumb! (gürültü) dinliyor ama ben ritim sazlarda müzik dinliyorum melodi dinliyorum o yüzden onlara özel olarak çalışmak lazım, bununla birlikte Türk veya Türkmen müziğinin telli sazlarında ritim sazlarının pek yeri yoktur, örneğin Türkmen müziğinde siz asla ritim saz göremezsiniz veya bir Türkmen düğününe gidiniz, asla bir ritim saz göremezsiniz, bunun nedeni var oda şu ki ritim müziği kalıba sokuyor ve sen ivme üretemezsin, istediğin gibi uzatamazsın kısaltamazsın, seni eşit bir peynir parçaları gibi zaman diliminde parçalıyor ve sen dıng!dıng! hükmüne tâbi olmak zorunda kalırsın, bu hüküm kalıbına girmemek için ve daha rahat çalabilmek için bunu aşman lazım, bunu aştığın zaman ise ona eş ve dost olamazsın.

TuvART:  Söz Ağış albümünüzden açılmışken; bu albüm çok kişiye ulaşamadı. Türkiye’de çıkarmış olduğunuz ilk albümdü. Ama her ne sebeple bilemem; bu albüm halkımızla buluşamadı. Ankara’da Gizem Müzik olmasaydı aslında ben de albümünüze ulaşamayacaktım sayılır. Gizem Müzik’in sahibi olan değerli beyefendiyi de burada sevgiyle selamlamak isterim ve yeni bir albüm çalışmanız olduğunu duydum. Umarım bu yeni albümle, halkımız çoğunlukla buluşabilir. Bu konudaki tanıtımları yapabilmemiz için üzerimize hangi görevler düşer; söylerseniz TuvART.com ailesi olarak kesinlikle yardımcı olmak isteriz. 

 

Nevid Müsmir:  Allah’ın meslehet gördüğü neyse o! Aslında bir albüm çıktığı zaman aynı zamanda veya aynı yılda muhataplarıyla buluşsun diye bir şart yok, bir albüm veya bir eser yayınlanmışsa orda duruyor, muhataplar ister bir mağazada karşılaşır ister daha sonra internette bulur, ister birileri tanıtır, demek istediğim o ki bir eser her zaman kendi sahibini bulur. Örnek vereyim Aşık Veysel’i 60-70 yaşlarına kadar kimse tanımıyordu, bir gün zorla aşıklar meclisine götürüyorlar ve o mecliste Aşık Veysel bomba gibi patlıyor ve o gün bugün hala da Aşık Veysel ölmemiştir ve yaşıyor, bunun gibi örnekler çok var, acele etmek bu yolda bence doğru değil.


Tabi sizin gibi bir sürü dostlarımız var tanıtmak için ellerinden geleni yapıyorlar ve buradan hepinize teşekkür ediyorum ama “Misk odur ki kendisi koksun”, yani müzisyenin kendi kabiliyetleri varsa tanınması da yavaş yavaş kendi rayına düşer. Günümüz itibariyle birçok reklam araçları var, albümün yapılmasını isteyen kurum veya kişi tabi ki onun satılmasını ve muhataplarının eline ulaşılmasını istiyor.

TuvART:  Nevid Müsmir; gönül telinden bize nağmeler çalan ve gönül telimizi titreten bir sanatçıdır. Neredeyse hemen her eserinde bunu başarabilen nadir bir sanatçıdır. Ancak duygularımız arasında “neşe” de var. Bu duygumuza hiç dönüp bakmıyor gibisiniz. Biz, halk olarak her birimiz birer âşık, birer veli ve birer sufi değiliz. Arada sırada parmaklarımızı şaklatıp, omuzlarımızı oynatıp hareketlenmek de isteriz. Ama Yallı haricinde diyebilirim ki böyle bir çalışmanız neredeyse yok. Olması lazım değil mi? Ne düşünüyorsunuz bizim bu duygumuz hakkında? Yani böyle bir ihtiyaç ve dolayısıyla talep içinde olmamız, sizin açınızdan çok mu iğreti duruyor? Oysaki dinleyicileriniz olarak bizler, tüm duygularımızı size açık tutuyoruz
 

Nevid Müsmir:   Yok hayır nedeni başka şeydir, tuzdan şeker olmaz şekerden de tuz! Ben ne kadarda Bakü deyişiyle “Şen Mahnı” icra etsem ve hareketli olsa da yine de isabet edeceği yer bambaşka bir tarafa çekilecektir. Yani değindiğimiz süzgeç konusu ortaya çıkıyor, benim filtreden geçen eser kendiliğinden ikinci bir tarafa (iç kanalına) kayacaktır, oda benim elimde değil çünkü örneğin ben gözlerimi açık bırakıp okuyamam, gözlerimi açarsam yanılırım fikrim dağılır, gözler kapalı olunca bu sefer kendi içime yöneliyorum. Kimse gözlerini kapatıp oynayamaz, raks veya dans edemez bu imkansız bir şeydir, insan kendi içine doğru büyüyen bir ağaçtır, tabi biri bu ağacı dışarı doğru büyütmek istiyorsa bunun için çok malzemeler var. Ağacı kendi içine büyütmek isteyen birisi ne bir şeyden hüzünlenir, üzülür ve ne başka bir sebepten dolayı neşelenir, hüzünlenmek ve neşelenmek çok düşük ve aşağı bir nesneler veya sıfatlardır.

TuvART:  Yeni albümünüzden biraz bahsedelim. Bu albümde bizi hangi sürprizler bekliyor?

Nevid Müsmir:  Sürpriz amaçlı değil benim işlerim, bu albüm sadece yeni bir tecrübedir, bu albüm Türkiye’nin doğu Anadolu müziğini bu filtreden yeniden okunması amacıyla benim kendi isteğimle değil bir kurumun talep ve isteği üzerine yapıldı, benim kendi isteğimle bir tek parça var bu albümde oda kendi bestem olan Seyid Azim Şirvani’nin “Kast-i Can” adlı parçasıdır.
“Söz” bütün varlığı ve niyetiyle yüreğe ve içeriye hitap edilmelidir.

TuvART:  Bütün enstrümanları büyük bir şevkle çaldığınızı görüyorum ama biri biraz daha özel olmalı sizin için. İcra ettiğiniz enstrümanlar arasında size en yakını acaba hangisidir?

 

Nevid Müsmir:   Hayır Hiç farkı yok benim için. Hiçbir millet, dil, din ve mezhep farklılıklarına bakılmaksızın insan kendi içiyle tenha da kalırsa belki de hiçbir dil ile konuşmaz, saz çalındığı zaman da aynı durum geçerliyse asla hangi parmağını hangi notaya koyduğunun farkında olamazsın. Saz çalmak benim için bir denizde yüzmek misalidir, biri denizde yüzerken hangi denizde yüzdüğü çok önem taşımaz, yüzmekten lezzet alması ve aynı zamanda boğulmaması önem arz eder.
 

TuvART: İcra etmiş olduğunuz enstrümanlar, nerelerde kullanılagelmiş ve kültür olarak hangi köke dayanmaktadır?

Nevid Müsmir: Bence Ortadoğu musikisi hepsi Babil’in kadim medeniyetine dayanmaktadır, aslında kimse bu saz bu yöreye bu şehir’e aittir diyemez.


Kültür dediğimiz nedir? Kültür her şeyi kapsar, fakat müzik bir kültür değildir, kültür sayılmaz.
Mesela giysiyi kültürdür, ama müzik söz konusu olduğunda, birisi bir sazı çalar ve olabilir ki bir Afrikalı veya bir çinli bu müzikten hoşlanabilir. Müzik tamamen farklıdır, müziği tek başına bir kültür olarak değerlendirmemek lazım, sebebi budur ki müzik dünyada tek sanattır ki gözle değil kulakla bağlantıdadır. Hiçbir sanat dünyada bu şekilde değil. Göz şeytanın giriş noktasıdır! Yani şeytan dediğimiz şeydir! Çünkü bizi her zaman kıyasa sokar! Hani meşhur şeytanın Allaha şikayeti var ya diyor “ben ateşten yarandım ama insan topraktan” yani şeytan kıyaslamaya başladı, bütün sanatlarda gözle görünen kriterler başta geliyor.

 

TuvART:  Teknik olarak Şelpe adıyla bildiğimiz teknikle icra ettiğiniz eserlerin tadına doyum olmuyor. Bu tarzda bir hayli yenilikler geliştirmiş ve müziğimize kazandırmış bir kişi olarak Türkiye’de Şelpenin yerini ve genel olarak halk müziğimizi biraz yorumlayabilir misiniz? Hatta henüz bilmeyenler için Şelpe hakkında da bilgi aktarırsanız çok seviniriz.
 

Nevid Müsmir:  Şelpe kelimesinin kökeni çalpa, çalma dan gelmedir. Güney Azerbaycanda ağaca ağaş denilmeye sebep olan neyse çalpa-çalma’nın da şelpe’ye dönüşmesine sebep odur. Şelpe kelimesi sadece iki yerde var biri Burdur, diğeri ise Horasanın Qoçan şehri, başka hiçbir yerde bu kelimeye rastlayamazsınız.
Kaldı ki şelpeye yeni bir şey kazandırmak odur ki o tarzı senin dışında çalanlar var, sen yeni bir şeyler ekliyorsun, benim çaldığım tarz tamamen farklıdır.
Şelpe’nin büyük bir hüsnü var oda şudur ki sazı tezeneli veya mızraplı çalarken senin bir tek vasıtan var ve onu iki yönde (alt ve üst) olarak kullanıyorsun, Şelpe de iki farklı yönde beş vasıta (beş parmak) var, yani toplam on farklı çeşit var, iş uzuyor yani, ve buda matematiksel bir beyin gerektirir.

 

TuvART:  Güney Azerbaycan’lı bir sanatçı olarak, klasik Azerbaycan müziğinden ziyade Anadolu müziğine yakın bir duruşunuzun olmasını bize nasıl açıklarsınız? Çünkü normalde burada Güney Azerbaycan Sanatçımız Nevid Müsmir dediğimizde, insanlar sizden “Bu gala daşlı gala”yı çalıp söyleyeceksiniz sanıyor. Ama bir bakıyorlar ki durum hiç de öyle değil.
 

Nevid Müsmir:   Ben hiçbir yörenin (Türkiye, Azerbaycan vs.) klasik müziğini icra etmiyorum, klasik müzik şehir müziğidir. Benim icra etme niyetinde olduğum müzikler o seslerdir ki kaybolmuşlar, bahsettiğiniz parçaları günümüz itibariyle 7 den 70’e herkes icra ediyor! Kimse şunu iddia edemez ki Güney Azerbaycanın müziği Kuzey Azerbaycanın bugünkü müziği ile aynıdır, çünkü karşılaştırabilmek için öyle bir kaynaklarımızda yok zaten! Mesela Ben çocukken Sulduzda dinlediğim ve duyduğum müziklerin hepsi aynı Anadolu müziği gibidir, veya Türkmenler arasında çalınan müziklerin hiçbiri bahsettiğiniz Klasik Azerbaycan müziği ile yakından uzaktan hiçbir alakası yoktur. İster perdelerde ister melodi hareketlerinde ister ritimlerde hiçbir yakınlık yok.
Güney Azerbaycan müziği Bakü’den ziyade Kerkük müziğine çok yakındır. Burada tabi kırsal ve köy müziğinden bahsediyorum, şehir müziği değil.

 

TuvART:   Ve son olarak Türkmen Gruptan bahsedelim. Gerçekten de az sayıda elemanla çok sesli bir müzik ortaya koyan Türkmen Grubu, bildiğim kadarıyla sizin çabalarınızla kuruldu. Yönetimi de sizdeydi. Bu anlamda yeni bir projeniz var mı? Ya da Türkmen Grubunu daha da geliştirmek gibi bir düşünceniz var mı? Aslına bakılırsa bu haliyle bence gayet başarılı bir grup ama yenilikçi fikirlerinizi bilemeyiz tabi.
 

Nevid Müsmir:  Hala da çalışıyoruz ama Türkmen gurubuyla daha ağırlıklı olarak canlı proje üretiyoruz. Türkmen gurubun amacı müzik üretmek değil kültür tanıtmaktır. Mesela İran da çoğu Horasanda Türk olduğunu bilmiyordular veya kimse Şiraz Türkleri hakkında veya İsfahan Türkleri hakkında hiçbir bilgiye sahip değildi hatta biz söylediğimizde insanlar şaşırıyordular, Bizim en büyük sorunlarımızın  biri bu Azeri meselesidir, Yani Tebrizde Azeri olmak bir milliyet ve dil gibi tanıtılmış ve halk tarafından böyle kabul edilmişti ve hala da bu şekilde kabul edenlerde var yani Azeri bir kültür dayanağına dönüşmüştü, Azeri müziğine ağırlık veriliyordu, Türkman gurubunun amaçlarından biri de buydu, Türkmen gurubu sadece Azerbaycan’ı kapsayan bir şey değil yani ilk başta kendi halkımıza Kaşkay Türklerinin müziği ve kültürü hakkında bilgi aktarmayı planladık. 
 

TuvART:   TuvART.com’a konuk olduğunuz için çok teşekkür ederim. Türkiye’de ve dünyada daha çok konserler vermeniz ve yeniden görüşmek dileğiyle Sevgili Nevid Müsmir. Okuyucularımıza bütün bunlar haricinde neler söylemek istersiniz? 
 

Nevid Müsmir:  Ben de çok teşekkür ederim, emeklerinize sağlık ve başarılar dilerim.
 

Nevid Müsmir Albümleri

Tamamını dinlemek için

lütfen albüm kapaklarının

üzerine tıklayın

Nevid Müsmir, Ağış Albümü
Nevid Müsmir, Toprak Çeker Nazımı Albümü

© 2017 Lcn TuvART Kültür ve Sanat Sitesi - Tüm Hakları Saklıdır.