Yapı Kredi Koleksiyonu
Osmanlı'nın Altın Sikkeleri

ŞEVKET PAMUK

Fotoğraflar: Bahadır Taşkın
Kaynak : P Dergisi, Sayı 20

 

Osmanlılar altı yüzyıllık tarihleri boyunca sikke basmaya ve istikrarlı bir para düzeni kurmaya büyük önem verdiler. İslam geleneğinde sikke, hutbe ile birlikte egemenliğin en önemli iki simgesinden biriydi. Örneğin on altıncı yüzyılda yaşayan tarihçi Ali, hutbe ve sikkeyi iki ilahi armağan olarak görüyor ve hutbenin soyutluğu ile sikkenin somutluğu arasındaki karşıtlığa dikkati çekiyor. Ali için hutbe, hükümdarın prestijinin büyüklüğü düşüncesinin bir ifadesiydi. Buna karşılık sikke, hükümdarın gücünü açık seçik ve yazıyla anlatıyordu. Altın ve gümüş sikkeler elden ele, bölgeden bölgeye taşındıkça, hükümdarın gücünü ülkenin en uzak köşelerine ulaştırıyordu.

 

İkinci olarak, Osmanlıların bir yandan vergi toplamak, öte yandan da askerlere, bürokratlara, tüccarlara ve diğer kesimlere ödeme yapmak için paraya ihtiyaçları vardı. Ayrıca para kullanımı, özellikle on altıncı yüzyılda, hem değerli madenlerin bollaşması, hem de kırlarla kentler arasındaki iktisadi bağlantıların güçlenmesi nedeniyle çok yaygınlaşmıştı. Böylece sadece kentliler değil, kırlardaki nüfusun önemli bir bölümü de sikke kullanmaya başlamıştı. Bu gelişmeler Osmanlı maliyesinin yanı sıra Osmanlı ekonomisinin sağlığının da para ve parasal istikrara yakından bağlı olduğunu gösteriyor. Osmanlı yöneticileri de sikkelerin bolluğu ile ticaret ve ekonominin sağlığı, canlılığı arasında güçlü bir ilişki olduğunun bilincindeydiler.

 

Bu yazıda 15. ve 16. yüzyıllarda Osmanlı Devleti’nin Doğu Akdeniz bölgesinde bir imparatorluk olarak yükselişi sürecinde altın sikkelerin iktisadi ve simgesel işlevlerini tartışacağız.

ALTIN SİKKELER
ve İmparatorluk

On altıncı yüzyılın başlarına kadar Balkanlar ve Anadolu’da altın sultani, gümüş akçe ve bakır mangırdan oluşan üçlü ve basit bir para düzeni vardı. Günlük küçük işletmelerde kullanılan bakır mangır ya da pul hiyerarşisinin en alt basamağında yer almaktaydı. Daha çok tüccarlar, sarraflar ve yüksek devlet memurları tarafından büyük ödemeler yapmak için kullanılan altın sikkeler ise hiyerarşinin tepesinde yer alıyordu. Ancak Osmanlı Devleti, hızla genişleyerek bir imparatorluk boyutlarına ulaşınca, bu basit düzeni sürdürme olanağı kalmadı. Birbirinden çok farklı iktisadi güçlerin ve ticaret bağlantılarının etkisi altındaki yeni topraklarda, daha önceden kurulmuş para düzenleri vardı. Osmanlılar bu bölgelerde iki basamaklı bir yaklaşımı benimsediler. Bir yandan yeni vilayetlerin farklı ticari ilişkileri, para kullanma gelenekleri ve gereksinimlerini dikkate alarak, gümüş sikkeler düzeyinde imparatorluk içinde farklı para bölgelerinin oluşmasına izin verildi. Ayrıca her bölgede yerel yönetimler diledikleri bakır sikkeleri basmaya devam etti. Buna karşılık, imparatorluğun tüm altın sikkeleri var olan uluslar arası standartlarda birleştirildi.

 

On altıncı yüzyılda sultani, tüm imparatorluk düzeyinde tek altın sikke konumuna getirildi. Bu tercih hem iktisadi hem de simgesel nedenlerden kaynaklanıyordu. Egemenliğin en temel simgesi olan ve üzerinde sultanın adını taşıyan tek bir altın sikke ile Osmanlılar, Balkanlardan Mısır’a ve kuzeybatı Afrika’ya kadar tüm imparatorluğu birleştirmiş oluyordu. Osmanlılar, sultaninin nerede basılacağı, nerede basılmayacağı konusunda büyük duyarlılık gösterdi. Her bölgenin hukuki statüsünü dikkate aldılar. Bu nedenle Balkanlar ve Anadolu’nun yanı sıra Mısır, Tunus ve Cezayir’de sultani düzenli olarak basılırken, özerk Eflak ve Boğdan prensliklerinde hiçbir zaman basılmamıştır. Özerk Kırım Hanları da kendi adlarına gümüş sikke bastırabildikleri halde, Kırım’da hanlar adına da Osmanlı sultanları adına da sille darp edilmemiştir. Kısacası altın sikkeleri bize, Osmanlıların kendi devletlerini nasıl algıladıkları hakkında son derece ilginç ipuçları sunmaktadır.

ALTIN SİKKELER

ALTIN SULTANİ : Bir “Uluslar arası” Sikke

 

15. yüzyılda İstanbul’un fethi ve Balkanlar’da Bosna-Hersek’e kadar uzanan toprakların, kuzeyde Kırım, doğuda da Anadolu’nun büyük bir kısmının Osmanlı Devleti’ne katılmasından sonra, Osmanlılar kendilerini evrensel bir imparatorluğun yöneticileri ve hem Roma hem de İslam geleneklerinin mirasçıları olarak görmeye başladı. Ticaretin geliştirilmesi, kara ve deniz ticaret yollarının denetim altına alınması, Osmanlıların Doğu Akdeniz bölgesinde izledikleri stratejinin önemli bir parçasıydı. Ayrıca Karadeniz ve Anadolu üzerinden İran’a ulaşan ve giderek canlanan ticaret de destekleniyordu. Bu girişimlerin o zamana kadar bu bölgedeki ticaret yolları üzerinde hegemonyacı bir konuma sahip olan Venedik ile çatışmalara yol açması kaçınılmazdı. Nitekim 1463 yılında başlayan Osmanlı-Venedik savaşı, 1479 yılına kadar sonuçlandırılamamıştır.

 

Uzun mesafe ticareti üzerinde söz sahibi olmanın bir yolu da ödeme araçları üzerinde söz sahibi olmaktan geçiyordu. Osmanlıların ilk yüz elli yılında gümüş akçe, özellikle yerel işletmelerde ekonomiye ve devlete bir hayli kolaylık sağlamıştı. Ancak toprakların genişlemesi ve imparatorluk kurma girişimleriyle birlikte tüm Doğa Akdeniz bölgesinde kabul edilecek bir ödeme aracının oluşturulması ve piyasalarda kabul görmesi gerekiyordu. İşte bu noktada Osmanlılar altına döndüler.

 

Orta Çağlarda sadece gümüşe bağımlı kalan Avrupa devletleri, on üçüncü yüzyıldan itibaren altın sikke basmaya başlamışlardı. Bu süreçte, ticarette daha güçlü ve etkin olan İtalyan devletleri başı çekiyordu. Floransa’nın 1252 yılında basılmaya başlanan altın florinlerini 1284 yılından itibaren aynı ağırlık ve ayarda Venedik dükası izledi. On beşinci yüzyılın ortalarına gelindiğinde, düka sadece Akdeniz bölgesinde değil, Avrupa’nın büyük bir bölümünde, uzun mesafel ticaretin en yaygın olarak kullanılan ödeme aracı olmuştu.

 

Bunun üzerine İspanya’dan Macaristan’a kadar pek çok Avrupa ülkesi de kendi altın sikkeleri için florin ve dükanın standartlarını kabul ettiler. Doğa Akdeniz’de de Memluklar, 1425 yılından itibaren aynı standartlarla, eşrefi adını verdikleri bir altın sikke basmaya başladı. Eşrefi, Osmanlıların fethine kadar Mısır’da tedavül eden en önemli altın sikke konumunda kaldı. Ayrıca dükanın çeşitli taklitleri de hem batı Avrupa, hem de Doğu Akdeniz’de yaygın olarak tedavül ediyordu.

 

Osmanlılar, kendi adlarına ilk altın sikkeleri 1477-78 (882 H.) yılında İstanbul’da bastırmaya başladı. Sultani ya da Hasene-i Sultaniye adı verilen bu sikkelerin ön tarafında “Sultan Mehmed bin Murad han azze nasrühü Konstantaniye duribe fi 882” (Zaferi şerefli olsun, 882 yılında Konstantaniye’de darbedilmiştir), arka tarafında ise “daribün nadri sahib-ül izzi vennasri filberri velbahr” (altını basan, denizde ve karada Tanrının yardımına mazhar, sabır sahibi) ifadeleri yer alıyordu. II. Bayezid (1481-1512) döneminden itibaren sultanilerin arka tarafında “sultanül berreyni ve hakanül bahreyni essultan bin essultan” (iki karanın sultanı, iki denizin hakanı, sultan oğlu sultan) ifadesi de kullanılmaya başladı. Ağırlıkları ve altın içerikleri bakımından sultanilerin dükadan ve Akdeniz çevresindeki diğer devletlerin altın sikkelerinden bir farkı yoktu. Ancak ilk sultanilerin altın içerikleri, dükanınkinden biraz daha yüksekti.

 

Osmanlıların kendi altın sikkelerinde Venedik dükasının standartlarını kullanmaları üzerinde biraz durmak gerekir. Osmanlılar Doğu Akdeniz’in egemenliği için Venediklilerle sıkı mücadeleye girmişti. Ancak aynı zamanda, dükanın ve düka standartlarındaki diğer altın sikkelerin Akdeniz çevresinde ve Avrupa’nın pek çok bölgesinde uzun mesafeli ticarette kullanılan temel ödeme aracı olduğunu görmekteydiler. Bu piyasalarda başka standartlarda basılmış altın sikkelerin yaşama şansı olmadığını biliyorlardı. Bu nedenle de sultaninin standartları konusunda pragmatik davranmayı tercih ettiler.

I. Selim’in saltanatı sırasında (1512-1520) o yöndeki seferler ve fetihler sayesinde, sultani Doğu Anadolu, Suriye ve Mısır’da da darp edilmeye başladı. Sultani üretimi, Kanuni Sultan Süleyman’ın saltanatı sırasında (1520-1566) önemli artışlar gösterdi. Bu dönemde Balkanlar’daki Sidrekapsi ve Kratova’daki altın madenleri çevresinde kurulan darphanelerle İstanbul ve Kahire, imparatorluğun önde gelen altın sikke üretim merkezleri oldu. Mısır’ın fethi ve Mısır’dan İstanbul’a her yıl altın olarak gönderilen ödemeler de sultani üretiminin artışında önemli rol oynadı.

ALTIN SULTANÎ

© 2017 Lcn TuvART Kültür ve Sanat Sitesi - Tüm Hakları Saklıdır.