ŞAMANİZM HAKKINDA GİRİŞ BİLGİLER

January 25, 2018

Şamanizm adında tüm Türk Kültürünü boylu boyunca kapsayan bir din yoktur.

Daha önemlisi Türklerin bugünkü anlamda ve bu anlayıştaki sistemde bir dini yoktur.

 

Türkün, Tanrısı vardır ve o Tanrıya inancı vardır.

Bu da muazzam bir güçtedir.

 

Fakat bu inancı ve Tanrı yaklaşımını, bugünkü anlayışla yorumlamaya kalkarsanız işte ortaya Şamanizm diye bir din getirip koyarsınız.  Sonra da anlatmak için uğraşır durursunuz. Buna da ‘Asla misyonerlik yapmıyoruz.’ der; insanlar karşısında komik olduğunuzu bile fark etmezsiniz.

 

Rusya tarafından, on sekizinci yüzyıllarda şekillendirilmeye başlanan Şamanizm dini; aslında kültürü anlamamış zihinlerin; bütünüyle berbat ettikleri güzelliklerden sadece bir tanesidir.  

 

Önce kültürü anlamanız gerekir ki inançları yorumlayabilesiniz.

 

Türk; dağlara taşlara önce resimli olarak sonra da yazıtlarda ifadelerde bulunmuştur.

Erken dönemlerde asla TANRI RESMİ ÇİZMEMİŞTİR.

Tanrısallaşmayı, uçmağa varmayı görselleştirmiştir ama Tanrıyı resmetmemiştir.

 

Bir inancın içinde olduğunu ve bu inancı sosyal boyutta yaşadığını çizmiş ve anlatmıştır ama bunun adını koymamıştır.

 

Eski Türkler ve günümüz Sibirya halkları (Tunguzlar dahil), dinlerini ifade etmek için ‘Şamanizm’ kelimesini kullanmamıştır.

 

Hatta L.P.Potapov’un ifadesiyle günümüzde Altay yaşayanları, dinleri için bir ad öngörmüyor ve sadece Din (yang / gök veya ışık) ifadesini kullanıyorlar.

 

Şamanizm sözcüğü Tunguzcadaki şaman adından gelmesine rağmen, Tunguzlarda bu kelime sadece ‘din adamı’na karşılık gelen bir kelimedir.

 

Bu sebeple Şamanizm terimi, bir din adı olarak ifade edilmesi aslında bilim adamları tarafından ortaya atılan bir öngörüdür.

 

İşte bu sözlerden çoğunu ve birazdan devam edeceğimiz içerikte aktaracağımız bilgileri, kaynak olarak edindiğimiz Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Mitolojisinin Ana Hatları adlı eserinden de takip edebilirsiniz.

 

Akademik iddialara göre Şamanizm; milattan önceki devirlerden bu yana Türklerin ve çevrelerindeki toplulukların, İç Asya ve Orta Asya’da yaşadıkları bölgelerde uyguladıkları, şaman ya da kam adı verilen din adamları aracılığı ile gerçekleştirilen bir inanç ve uygulamalar bütünüdür. Başka bir iddiaya görüşe göre de bir din olmakla birlikte bu; onu tümüyle kavrayabilecek bilgiye sahip olmadığımızdan açıkça ortaya konulamamaktadır.

 

Evet, burada biraz duralım. Çünkü konunun en can alıcı noktasındayız.

Ne dedik en başta; önce kültürü tanımak, kavramak lazım. Sonra inanca doğru gitmek lazım.

Henüz Türkü tam olarak anlayamamış, kavrayamamış kişilerin Türk inancı hakkında ad koyar gibi gayet net fikirler öne sürmesi kabul edilemez.

Rus kaynaklarına göre kendine ad kabul etmiş kardeşlerimizin yine Rus kaynaklarına göre bir dinde iddialı olmaları da bizi çok ilgilendirmemektedir.

 

Keza yalan yanlış bilgilerle; kendilerine de yalan yanlış yaftalar takarak dolaşan her kişiye ve kisveye karşı olduğumuz gibi bu kardeşlerimize de son derece karşı olduğumuz zaten tüm hareket noktalarımızda kendini belli etmiştir.

 

Genel hatlarıyla Şamanizme akademik verilerle devam etmeden önce bu noktada bir veriyi belirtmekte çok fayda görüyorum. Çünkü Türkün inanış ve yaşayış biçimi, her zaman doğaya uyum sağlayan bir içeriktedir. Bu sebeple Türk; gerek devlet yönetiminde, gerek inanç sisteminde doğayla uyum içeren davranışını sergiler.

 

Bu davranış biçimi içinde mutlaka bir BAŞ vardır.
Hemen yanında BAŞ YARDIMCILAR vardır.
Hemen sonra o BAŞ YARDIMCILARIN ÖNEMLİ YÖNETİCİLERİ vardır.
Sonra da bir ZEMİN vardır.
Bu sistemin Türklerdeki karşılığı Gök – Yer – SU’dur.

 

Yani BAŞ; göktedir.
Baş yardımcılar, göktedir.
Baş yardımcı yöneticileri; yerdedir.
Su; hayattır, akıştır, yaşamdır. İnsanoğlu su ile yaşamın devamından sorumlu alan içindedir.

 

İlla bir sistem dâhilinde anlatacak isek; siyasete çok meraklı insanlar olmamız sebebiyle şöyle ifade edeyim.

Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar, Partiler, Parti Başkanları, Parti Genel Başkan Yardımcıları, Parti Meclis Yüksek Kurul Üyeleri, Milletvekilleri, Millet.

 

Şimdi Millet haricinde, geri kalan herkese ne deriz?

Devletli deriz.

 

Bu kişiler, halk mıdır?

Bireysel bazda evet ama aslında hayır.
Çünkü onların bir görevi vardır.
Siyasette bu görev, zamanla kısıtlıdır. Ama Türk inancında zaman mevhumu ulular için yoktur.

 

Devletlilere dönecek olursak; bu görevliler birer temsilcidir aynı zamanda.

Hele biri var ki, tüm ülkeyi, tüm halkı temsil eder; o da Cumhurbaşkanıdır.

Fakat Başbakana, Bakanlara; sen devleti temsil etmiyorsun diyebilir miyiz?

 

Hayır.

 

Neden?
Çünkü onlar da devletin üst makamında, devlet ve halk için çalışan kişilerdir.

 

İşte bunu anladıysak eğer; Türkün devlet ve inanç ve yaşam biçimini de anladık diyebiliriz.

 

TÜRKÜN TANRISI TEKTİR (İmza Yetkili Yönetici – Yaratıcı).  Adının Kayra Han olduğu sanat Tarihinde ifade edilse de biz Onun adının KARAHAN olduğunu akademik olmayan kişisel çalışmalarımızda tespit etmiş bulunuyoruz. Fakat kendisini bir ad ile tanıtmayan bu ilah; ona inananları tarafından bu adla anılmıştır.

Yabancı kaynaklara göre Tengere Kayra Han olarak adlandırılan bu BAŞ / YÖNETİCİ / YARATICI / CUMHURBAŞKANI; Kayırıcı Gök Han olarak tanımlanmaktadır.

Oysaki KARAHAN; doğrudan Allah ile eşleştirebileceğiniz Türk inancındaki ilahın ta kendisidir.

İslam ile Allah olarak kendini tanıtan ilahın çok eski zamanlarda Türklerdeki adı ve karşılığı KARAHAN’dır. Sonsuz karanlığın – uçsuz bucaksız evrenin en üst katında bulunarak tek sahibi olandır.

 

Y. Çoruhlu’nun eserinde yer alan Eliade kaynaklı ifadede ‘Tengere Kayra Han; evrenin yaratılışı ve dünyanın sonu gibi konularla ilgili mitlerde ön plandadır.’ denmektedir.

 

Karahan’ın Yer ve Gök’te görevli kıldığı devletliler; insanlar tarafından Tanrısal olarak görülmüştür. Tanrısallığına göre Tanrıya saygıda kusur edilmez gibi; onlara da saygıda kusur edilmemiştir.

Türk, göğe bakarak umutlarını dile getirir; ellerini göğe açar, vücüdunu da göğe doğru çevirir.
Yere eğilerek YER HAN’a kötülükler getirmemesi için dileklerde bulunur; yere kapanır, vücudunu da yere doğru çevirir.

Göğe de kanlı – kansız kurban verir. Yere de.

 

Ama ne Yer Han, ne Gök Han; KARAHAN’ın yerini alamaz.

Bu sabittir.

 

Ancak Türk Kültürünü çok kisve tam olarak anlayamamış; hatta sonraki Türkler bile bu inancı çok tanrıcılıkla nitelendirmişlerdir.
Aslında bir bakıma doğrudur da.

Çünkü Tanrısal kategorisinde birden çok görevli vardır.

Ama Türk, Tanrısal vasıf olan evrensel yaratıcılığı ve bu evrene son verebilecek gücü bir tek mercide görmüştür.

 

Bu sebeple Türk inancını bugünkü din anlayışıyla yorumlamak; Türk dışı kişiler için biraz fazla zordur.

 

Fakat İslam’da benzeri sistemi görebiliriz.
Allah, Melekler, Peygamber, Halifeler, Evliyalar, cemaat – tarikat şeyhleri; kullar.

 

İslam’da bugün bir şeyhin sözü ile Allah’ın Kuran’da yazdığı söz nasıl ki çelişirken kullar, şeyhin sözünü asıl alır ve ben Allah’a şeyhimle ulaşıyorum; Allah’ın lafını henüz anlamadım o yüzden şeyhimin lafını tutarım diyorsa; Türk Kültürünü anlamadan kültüre dâhil olmuşlarda da benzeri bir durum sergilemiştir. Karahan’a saygısının önüne mesela Ülgen’e olan sevgisi öne geçmiş olabilir veya Erlik’e olan korkusu yine Karahan’a olan umudunun önüne geçmiş olabilir.

 

Dört büyük melek karşılığına gelen Baş Yardımcılar olarak ifade ettiğimiz tanrısallar, Türk Kültürünü anlamayanlar tarafından doğrudan Tanrı seviyesine çıkartılmıştır.

 

Hak dinlerde Meleklerin Tanrısallaştırıldığını pek görmeyiz ama; peygamberin Tanrılaştığını Hristiyanlıkta görebiliriz. İslam’da ve Musevilikte ise din liderlerinin sözü; az önce ifade ettiğimiz ve daha bilmediğimiz birçok sebeple Allah’ın sözünün üzerinde sözü tutulan kişiler olarak bugün yaşamlarını sürdürmektedirler.


Burada Hıristiyanları, Hıristiyanlığı, Müslümanları veya İslam dinini irdelemek gibi bir niyetimiz olmadığını belirtmekte fayda görüyorum. Sadece anlaşılır olabilmek için biraz detaya ihtiyacım var.
 

Devam edecek olursak; hırsızlık, yalancılık, sahtekarlık, tecavüz, çocuk tecavüzcülüğü, kadın ve kızlara haksızlık, yanlış beyanda bulunma, doğruları çarpıtma, dürüst ifade vermeme, adaleti yanıltma, homoseksüel ilişki gibi durumlar külliyen İslam’a aykırı olduğu halde bugün halk tarafından hiç tepki almayan davranışlardır aynı zamanda.
Sebebi az önce de belirttiğimiz gibi, dini liderlerin etkisidir.

 

Türk Kültüründe ise dini liderler yerine insanların kültürdeki eksik veya geri kalmaları, ya da umutlarının coşkunluğu – korkularının büyüklüğü ile baş yardımcı / dört meleklerin Tanrı seviyesinde tanrılaştığını görürüz ve  Kaşgarlı Mahmud’un hazin eleştirisi ile karşılaşırız:

‘ Yere batası kafirler göğe Tengri derler. Yine bu adamlar büyük bir dağ, büyük bir ağaç gibi gözlerine ulu görünen her şeye Tengri derler. Bu yüzden bu gibi şeylere yükünürler. Yine bunlar bilgin kimseye de Tengrigen derler. Bunların sapıklıklarından Allah’a sığınırız.’

 

Aslında burada kısaca Türkün inancı çerçeve olarak verilmiştir.

Türk için Gök, Tanrı katı olması sebebiyle kutsaldır.

Göğe yakın olan ne varsa o da kutsaldır.

Tanrıyı anlatan da kutsaldır. Tanrısaldır.

Tanrıyı yücelten Türk kişisi de Tanrısaldır; Tanrıdandır; dolayısıyla Türke göre insan da kutsaldır…

 

Şamanizm konusunda detaylar ise tamamıyla evrenin hareketleri ile ilgili olan uyuma ayak uyduran ritüellerden oluşur.

 

O detaylara gireceğiz yavaş yavaş…
Şimdilik daha fazla okuyucumuzu yormadan; konuyu bağlayalım.

 

Türkleri saçma sapan yollara savurmak isteyen her kim var ise ve niyetleri her ne ise; bütün bunların boşa kürek çekmekten öteye gitmeyeceğini rahatlıkla söyleyebilirim.
 

Bulundukları çukur, onlar için dünyanın en güzel yeri olabilir.

Ancak TÜRK, tarihi boyunca tüm ecdadıyla birlikte Güneş ve Ay gibi dünyaya temiz bir yerden bakmıştır.
 

Türk demek aydınlık demektir.

Türk inancı demek aydınlık yolu demektir.

Bu yolu kirli emelleri ile başka yollara çevirmek isteyenler ise yıldırımlara, şimşeklere çarpılacaktır.

Çünkü Türk demek Dünya ile uyum demektir. Dünyanın uyumunu bozmaya kalkanlar; felaketleri yanı başında her zaman hazır ve nazır bulmuştur.

 

Türkün ne geçmişi ile ne de geleceği ile ne de bugünü ile bir sıkıntısı yoktur.

Türk, kendiyle barışıktır.
Türk kişisi ise kendini Tanrısına yakınlığını hangi noktadan, dinden, koldan yürüyerek buluyorsa; tam olarak o yoldan yürümeye devam edecektir.

Hiç kimse Türke BİR DİN DAYATMAYACAKTIR. Türk, her zaman olduğu gibi özgür vicdanı ile yaşam biçiminindeki detayını kendisi belirleyecektir. Çünkü Atatürk’ün dediği gibi; ‘Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!’
Bu görüş de tam olarak Türkün yaşam anlayışının günümüze modernize edilmiş haliyle en güzel biçimde ifade edilmiş halidir.

 

Bir sonraki yazıda detaylarımızı yazacağız.

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Tanıtılan Yazılar

TANRININ KUTSALI TUVA

January 3, 2018

1/1
Please reload

Son Paylaşımlar