Sümer Yazıtları Hakkında dile getirilmesi gereken önemli bir husus, YEMEN YAZITLARInın; Sümercenin bir devamı olduğudur. 
 

Sümer yazıtlarının mevcut bilgilerimizi teyit eden en önemli ifadesi OQ IW EMİR ifadesidir. 'Quantumun varlık haline geçmesini temin eden mukaddes' veya 'Oqların mukaddes Emiri (Meryemi)' şekillerinde tercüme edebileceğimiz bu deyimi bir Trakya yazıtında OQ EMİR EZÜY ve bir Pra-Mısır yazıtında Emir Ezüy Apa şekillerinde görmekteyiz. 
 

Sümer Yazıtlarının en önemli özelliği, ifadelerin söz grupları (kavram birimleri) halinde yazılmış olmalarıdır. Esönük olarak '0.7'de üç tamğadan oluşan bir kavram birimi görmekteyiz. Ancak bu kavram birimindeki bazı sözler (tamğalar), diğer bir yerde diğer bir söz ile değiştirilebiliyor. Esönük olarak Metin No.3'de 3.8 sütununun başındaki tamğa ile 3.9 sütununun başındakitamğa, bu iki birim ayni prensibe göre şekillendirilmiş olmak ile beraber, birincisinin en üstünde OĞ tamğası, ikincisinin başında ise BIS tamğası yer almaktadır.  
 

Sümerler, bizim yol işaretlerinde kullandığımız gibi bazı resimler yapmak ve bunların anlamlarını bazen yazı ile açıklamak gereği duymuş bulunuyorlar. Esönük olarak, 0.1-0.10 böyle resim ve resimli yazılar gösteriyor. Bunlara göre öküz başı 'öküz', balık resmi 'balık', kaz resmi 'kaz' ayak resmi 'ayak' demek değildir.

Sümer Yazısı, şimdiye kadar kabul olunduğu gibi, en eski yazı şekli değildir. Bu yazı Avrasyanın her yerinde kaya ve taşlara kazınmış örnekleri bulunan ERKEN TÜRKÇEnin bir dalıdır. Bu Erken Türkçe yazılar 17.000 yıl öncelerinden başlıyor ve kronolojik örnekleri, Avrasyanın her yanına saçılmış halde, bir devamlılık gösteriyor. (KM 2000, Pra-Mısır Hiyeroglifleri, s9)

Burada görüleceği üzere Sümer Yazısı; mevcut bir Erken Türkçeye dayanılarak saptanmış olan bir Kama Yazısı şeklidir.
Kazım Mirşan

KISACA SÜMER YAZISI

TARİHİN İLK AŞK ŞİİRİ - Sümerce
CANLAR CANI

Görsel Bilgisi: Tarihin İlk Aşk Şiiri - Sümer, Canlar Canı, MÖ. 3. bin yıl. Mezopotamya; Çivi yazılı tablet. İstanbul Arkeoloji Müz.

MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ Anlatıyor: Sümerler


Kazım Mirşan'ın Sümerler ile ilgili çalışmasını Ugarit yazıtları üzerinden yola çıkarak yapmasını sağlıklı bulmayan Değerli Muazzez İlmiye Çığ, Sümerler ile ilgili Kazım Mirşan bulgularının bütünüyle yanlış olduğunu belirtmiştir. Keza Sümer yazıtlarını Kazım Mirşan, bir deneme çalışması olarak çalışma kitabında belirtmiştir. Buna mukabil, Değerli İlmiye Çığ ile yaptığımız röportajdan önce hazırlanan belgeseli, ön bilgi olması açısından değerli takipçilerimizin bilgilerine sunuyoruz.

 

Konumuz Sümerler; kim bu Sümerler?

Aslında bazıları Sümerliler diyor, bazıları Sumerliler diyor. Hattı zatında Sumerlilerdir çünkü geldikleri yere, oturdukları yere Sumerliler demişler, kendilerine de KENGER demişler. O bakımdan Sumerliler diyoruz biz.

Bundan 6 bin yıl önce Irak’ın güneyinde Dicle ve Fırat Nehirlerinin birleşip denize aktıkları yere yakın olan kısma gelip yerleşmişler.

Bir metinde diyor ki; Eridut şehri var, orada vaktiyle bir damla su yok, bir şey yoktu, bir ağaç yoktu, ev yoktu; hiçbir şey yoktu. Ondan sonra yani Sumerlilerden sonra mamur bir şehir olduğu söyleniyor.
 

Bunların nereden geldikleri konusu, onlar keşfedildikten sonra büyük bir tartışma konusu olmuş bilim adamları arasında ve büyük bir kısmı onların Orta Asya’dan, doğudan geldiklerini ve dillerinin Ural Altay dillerine benzediğini söylemiştir. Fakat hala bu münakaşalı; son zamanlarda ise bunu da inkar ediyorlar; Batıdaki bilim insanları. Bazıları diyor ki; nereden geldikleri tam belli değil. Dilleri de ne ölmüş ne de yaşayan herhangi bir dile benzemiyor.
 

Fakat bizim son yaptığımız çalışmalara göre; onların Orta Asya’dan geldiğini ve dillerinin Türk Dili grubuna çok uyduğunu tespit ettik. Ama elimizde daha çok kanıtlar olsun diye bunun üzerinde çalışıyoruz ki kimse karşı çıkmasın.

Çünkü yalnızca dil karşılaştırılması kâfi değil.
 

Dille beraber diğer kültürlerin de mesela; Sümer diliyle Türk dilini karşılaştırırken; Sumer kültürüyle diğer kültürleri, Sümer arkeolojisiyle diğer Türk arkeolojisini; bunların hepsini birden karşılaştırmak lazım.

Biz bunları yapmaya başladık ve ilerde belki hepsi hepsini başaracağız!

 

Bizin için bir kere önemli olan şu; evela Atatürk bunlara çok önem verdi. Okuduğu kitapları arasında bir Fransa kitabında şöyle yazmış: Sumerliler Orta Asya’dan gemli olabilirler. Dilleri Ural Altay dillerine benziyor. Atatürk, yanına kocaman bir önemli kaydını koymuş ve altını çizmiş.

Sonra Ankara’da Dil – Tarih – Coğrafya Fakültesi açıldığı zaman, bütün dünyada Asuruloji olan bölümün adını Sümeroloji olacak diye koyduruyor ve Sumer kültürünün araştırılmasını istiyor.
 

Bizim önem vermemizin sebebi, biraz Türk Tarihi, Türklerle ilgisi olabileceği konusundaki yaklaşımımız…

Ben, bugün yaptığım çalışmalarda dil bakımından, yer adları bakımından, efsaneler bakımından…
Sumer efsaneleriyle Türk efsanelerini karşılaştırdım. Son derece yakın konu bakımından.

Ondan sonra destanlar, destanlardaki yer adları tamamıyla Türkçeyle uyuyor ve en önemlisi de kendilerine koydukları KENGER adı TÜRKLERDE EN ESKİ BOYUN ADI, bir boy adı olduğu ve bu boy adı bugün o adda birçok yerlerin ve birçok boyların olduğu anlaşılıyor.

Ben de birçok buldum; Kenger, Kengar şeklinde çeşitli var. Hatta Orhun Kitabelerinde bu ad bulundu. Bu bakımdan Türklerle büyük bir yakınlık, bir şey var.

 

Sümerlerin en büyük şeyi nedir diye sorulduğunda, evela onlar dillerine göre bir yazı icat etmişler. Bu yazıyı kil üzerine yazmışlar. Ayrıca yazdıkları bütün eserleri saklamayı bilmişler. Arşivler, kütüphaneler yaparak.

Okullar açarak bu yazıyı ve kültürlerini öğretme imkanları sağlamışlar. Ayrıca yazıyı o kadar çok geliştirmişler ki etraflarında olan başka milletler, o yazıyla kendi dillerini yazma imkanları bulmuşlar. Eğer onlar, bu yazıyı icat edip diğerlerine vermeselerdi bugün 3 bin yıllık Orta Doğu tarihi tamamıyle karanlık kalacaktı.

Bugün bu yazıyla yazılmış olan belgelerden, bakıyoruz bugüne kadar gerek folklorda gerek dil kitaplarında gerek bilimde pek çok şeylerin Sümerden geldiği anlaşılıyor.

Dinde bir benzerlikler var. Dünyanın yaratılışı, insanın yaratılışı… Yaratılmadan önce evela büyük bir su… Tevrat’ta da Kuran’da da öyle, evela büyük bir su olduğu; o sudan bir toprak şey ediliyor, oradan yani yaratılma oluyor. Ondan sonra insanlar topraktan yaratılıyor. Bütün dinlerde de insanlar topraktan yaratılmış olarak gösteriliyor. Bunun da Sumerden geldiğini anlıyoruz.

 

Uygarlığın başladığını Sumerlerde görüyoruz. O yüzden Sumerler bütün dünyada önemli. Ama dünyada ne yazık ki pek ortaya çıkaramıyorlar. Sebebi de bütün kültürün, uygarlığın temelini Yunanlılar olarak görüyorlardı. Ama şimdi birden bire bütün yazılmış kitaplar, birden bire Sümerleri koymak imkansız gibi görünüyor. Bu yüzden bu konu batıda kalkmış görünüyor.

Biz bunu çıkarıyoruz şimdi.

Daha çok bunun üzerinde uğraşıyoruz.

Sumerlerden, hakkaten bugüne kadar çok büyük etkiler geldi.

 

Bir kere kemer yapma Sumerlerde başladığı kat’i. Çünkü ilk onlar yapmışlar. Bunun aynısını Türklerde görüyoruz. Türkler türbelerin tepelerini hep kubbeli yapmışlar. Sümerler de mezarları kubbeli yapmış. Ondan başka bizde mesela çadırlar kubbelidir. Bu bakımdan Türklerle bir bağlantı olabiliyor.

Diğer taraftan matematikte Sumerliler hem onlu rakamları hem altılı rakamları, altılıları…

Yani altılı ne demektir?

Şimdi diyorlar ki onluları 1,2,3 parmakları sayarak…
Altılılarda boğumları sayarak 1,2,3,4,5,6; 12 ye kadar gidiyor. Bugün onların bulduğu bu onlu sistem bizde devam ediyor. Yani bütün dünyada devam ediyor. Altılı yani dereceler bizim…
Bugün saat mesela. Dakikalar hep altılı. Bunlar hep Sumerden gelme.

Astronomide öyle. Sumerler mesela Aya göre, ayın doğup batmasına göre ayı 30 gün diye düşünmüşler. Seneyi 12 aya bölmüşler. Aydan artan 10ar günlüğü 3 senede bir 1 ay ilave ederek Güneş takvimi yapıyorlar. Bu çok önemli. Mesela 30 günü haftalara, 4 haftaya bölüyorlar. Haftalar günlere bölünüyor. Günler saatlere bölünüyor. Ve biz 1 saat diyoruz, onlar 2 saati 1 saat olarak kabul ediyorlar ve böylece bir takvim yapıyorlar.

 

Burçları buluyorlar. Burçların isimleri hala bugün devam ediyor. Onların tercümesi olarak bugün kullanıyoruz Rin – Terazi gibi.

5 gezegeni tespit ediyor Sumerler. Bunlar astronomide Sumerlerin açtığı büyük bir yol olarak kabul ediliyor.

Tıpta da çok şeyler yapmışlar. Mesela tıpta sihir filan kullanmışlar. Ama onun yanında bitkilerden, madenlerden, bütün bugün kullanılan şeylerden yararlanmışlar. Kimisini ezmiş toz haline getirmiş, bir şeyle karıştırmış içmiş; kimisi vücuda sürülmüş. Yani hastalıkları tespit ediyorlar, hastalıklara ilaçlar yapmışlar.

 

Onlar Akadlar, Akad yani Sami bir halk daha önce orada var olduğu söyleniyor. Az bir tabaka, sonra yavaş yavaş bunlar Mezopotamya’ya girmeye, çoğalmaya başlıyor. Bunların kendi ayrı dilleri var. Bu dillerinin kullanılmasına şeyler göz yumuyorlar, Sümerler göz yumuyor. Ayrıca Sumerler onların dilini kendileri öğrenmeye kalkıyor. Bunları nereden biliyoruz. Çünkü sözlükler var mesela Akadca – Sumerce sözlükler yapmışlar. Sumerler o Akadacayı öğreniyor, Akadlara Sümerce öğretiyorlar. Fakat Akadlar yavaş yavaş Sumerlerden bütün o yazıyla beraber kültürlerini alıyor. Savaş tekniklerini alıyor. Her şeylerini alıyorlar. Ondan sonra Sumerler o arada parçalanıyorlar.
Gruplara, şehir beyliklerine ayrılıyor. İçerden özellikle, yabancı olanlar, geliyorlar düşmanlarla birleşiyor. İçerde kaynayan bu Akadlarla birleşiyor ve böylece Sumerleri yok ediyorlar.


Sümerler yaşamlarını tarımla sağlamışlar. Onlar Mezopotamya’ya geldikleri zaman bir bakıyorlar; nehirler akıyor ama bir taraf çok kurak bir taraf çamur. Tutmuşlar kanallar açmışlar, bu kanallarla kuru toprağı sulamış çamur olan yerleri kurutmuşlar. Böylelikle araziyi tarıma hazırlamışlar. Muazzam kanallar açmışlar. Ayrıca suları toplama havuzları da yapmışlar. 
Ve bundan sonra tarıma başlamışlar. Buğday ekmişler, arpa ekmişler. Sonra hemen hemen bütün bildiğimiz sebzelerle ilgili bahçeleri var, sebze yetiştirmişler. Meyve yetiştirmişler. 
Buğdaydan un yapmışlar, undan ekmek yapmışlar. Çeşitli ekmek nevileri var. Çeşitli unların adları, yani bunların adları metinlerde yazılı. 
Arpadan en çok bira yapmışlar. 
Bira; Sümerlerde su yerine bira içilmiş; öyleki büyük birahaneler var bunlarda. Bu birahanelerin sahipleri kadınlar. Kadınlar çok önemli. Ancak kadınlar işletebiliyor birahaneleri ve kadından kızına geçiyor birahane. Bütün içkilerin koruyucusu Tanrıçe olduğu için belki böyle. 
Bira o kadar çok çeşitli ki; siyah bira var, hafif bira var, beyaz bira var, biraların nevileri var. 
Ve kabartmalarda resimleri de var. 
Ortaya bir kap koyuyolar kamışla herkes o kaptan bira içiyor, sohbet ediyorlar. 
Artan tahılları da ihraç ediyorlar. Bir destanda görüyoruz, Orta Asya’ya kadar tarım ürünleri gönderdiklerini öğreniyoruz. 
Hayvanların derisinden, tüyünden, her türlüsünden istifade etmişler. 
Derisini matara yapmışlar, elbise yapmışlar. Tüylerden ip yapmışlar, kumaş yapmışlar. Dışarı satmışlar bu kumaşları. 
Susam yağı yapmşlar, peynir yapmışlar. 
Tarım ürünlerinin hepsini kullanıyorlar. 
Gerek tarımdan gerek buradan aldıkları, dışarıdan kendilerinde olmayan değerli taş – altın – gümüş – firuze gibi yeşim gibi taşları getiriyorlar. Bunları kendileri işliyor ve dışarı satıyorlar. 
Kumaşı elbise yapıp elbiseyi satıyorlar. 
Bunlar hep tabletlerde yazılı. 
Öyle ki mabetlerde 1500 tezgah var. Her tezgahta kaç kişi çalışıyor? 
Tezgahta yapılacak kumaşın ne kadar sürede, kaç kişi tarafından, ne kadar sürede yapılacağı söyleniyor. Gerek kumaş gerek elbise olarak dışarı satıyorlar. 
Kadınlar çalışıyor burada.
Çömlek yapıyorlar mesela. Her şey çömleğin üzerinde, atölyeler var, çömleğin kaç litre olacağı; litresine göre bunu kaç kişi yapacağı, kaç günde yapılacağı üzerine iktisadi hayatını hep yazmışlar. 
Yaptıkları ürünleri pazarlarda; daha ziyade mabetler bu ürünlerin toplandığı dağıtıldığı satıldığı anlaşılıyor.
Ekonomi topluluğu var, herkes kafasına göre satamıyor. 
Gümüşü kullanıyorlar. Bakır kullanıyor aynı zamanda arpa karşılığı kullanıyor. Demek ki ozamanlar bir para karşılığı, mevzuu var. 

Metnin devamını yazacağız.

 

© 2017 Lcn TuvART Kültür ve Sanat Sitesi - Tüm Hakları Saklıdır.