Sivas Ellerinde Sazım Çalınır - Selda Bağcan
00:00 / 00:00

RÖPORTAJ

Yrd. Doç. Gökhan EKEN

1974 yılında Sivas’ta doğdu.
İlk, orta ve lise eğitimini aynı ilde tamamladı. 1994-1998 yılları arasında Erciyes Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde eğitim gördü. Bir süre Milli Eğitim’de resim öğretmenliği görevinde bulundu. 2006 senesinde Cumhuriyet Üniversitesi’nde Yüksek Lisans Eğitimini tamamladı.
Halen Cumhuriyet Üniversitesi Resim Bölümü'nde çalışmalarını sürdürmektedir.
2007 tarihli röportajımız

''Resimlerimde ele aldığım temalar (ve ele alınış biçimleri), görmek yahut yüzleşmek istemediğimiz fakat aklımızdan da hiçbir zaman çıkaramadığımız bir kıymık gibi varlığını muhafaza etmektedir. ''

  • Merhabalar Sevgili Gökhan, öncelikle siteme hoş geldin, sefalar getirdin diyorum.

  • Sevgili Elçin, Merhaba. Misafirin olmaktan dolayı gayet mutluyum ve gösterdiğin ilgiye çok teşekkür ederim.

  • Çok heyecanlıyım, ilk defa sitemde bir hocayı ağırlıyorum. Aslında bilirsin, siz hocalarla aram pek iyi değildir. Ama şükür ki senle böyle bir sorunumuz yok. Birçok çalışmanı sergilemem için bana verdin. Teşekkür edip hemen sorularıma geçiyorum. Sivas’ta doğdun, Kayseri’de okudun ve yine Sivas’ta yaşamına devam ediyorsun. Yani sen bir Anadolulusun. Bunun genelde kötü bir şey olduğunu söylerler. Anadolulu olmak; sence nasıl bir şey?

  • Aslına bakarsan ben de çok heyecanlıyım. İlk kez böyle bir deneyim yaşıyorum ve teknoloji dediğimiz şey meğer ne çok şeye muktedirmiş. Hocalarla ilgili elde ettiğin olumsuz yargıları kırabilmek için yoğun bir uğraş veriyorum. Dilerim başarabilirim.
    ‘Biz Anadolulular’ diye başlayacağım sorunun yanıtına. Zira bu ülkede hemen herkes ucundan köşesinden biraz olsun Anadolulu. Çocukluğum ve gençliğim Anadolu’da şekillendi. Yürümeyi, koşmayı, ağlamayı, türkü söylemeyi, sevmeyi, âşık olmayı ve daha nice insana yaraşır şey varsa hepsini yaşadığım yerlerde öğrendim. Fakat tüm bunlar yaşadığımız yerleri mükemmelleştirmeye yetmiyor. Olanaksızlıkların olduğu her yerde hayaller biriktirir insanlar. Ben de hayallerim var. Ama bunlardan birisi, büyük bir şehirde yaşamak değil. En büyük düşüm yaşadığım yeri daha çok yaşanabilir kılmak üzerine. ‘Vefa’ insanın evladına bıraktığı önemli bir miras. Anadolu’da büyümekten ve yaşamaktan hiç gocunmadım. Bilakis çok şey öğrendiğimi de söyleyebilirim. Ama bir batılının doğuda yaşamını sürdüren insana bakışını anlatan değerlendirmesi daha da önemli olabilir aslında. Ne dersin?

  • Ooff! Çok şey derim! Ama şimdi değil Sevgili Gökhan. İzninle devam ediyorum. Çalışmalarına baktığımda canlı, cıvıl cıvıl renkler görüyorum. Pozitif bir elektrik alıyorum resimlerinden armoni olarak. Ama içerin için aynı düşüncede olamıyorum. Keza tahtalar üzerine yapmış olduğun çalışmalar son derece soğuk. Daha zevkli konular bulamaz mısın kendine? Renklerin kadar sıcak, renklerin kadar sevimli…

  • Sevgili Elçin, unuttun galiba. Ben bir Anadoluluyum. Bizim buralarda iki ay yaz olur. Şaka bir tarafa değerlendirmen için teşekkür ederim. İnsanların tarih boyunca kafalarını meşgul eden en önemli konu ve korku, ölüm düşüncesi olmuş. Bu konuyla ilgili olarak ürettikleri imgeler ve imler ortaya koyduğum resimleri anlamaya yardımcı olacaktır. Resmin temek kaygısının bir duyguyu yansıtmak olduğu gerçeğini kabul edecek olursak, o halde korkular, tereddütler, endişeler, varoluşa ya da yok oluşa dair meraklar da resimde yerini pek tabi alabilir. Tahtalar üzerine yapmış olduğum çalışmalarda kullandığım malzeme, özel olarak yaptırdığım şeyler değil. Hepsi de mezarcılardan aldığım mezar tahtaları. Onlarla gerçekleştirmiş olduğum denemeler, içimdeki ‘ölüm fobisi’ ile bir yüzleşmeden başka bir şey değil aslında. 
    Anadolu insanı için müziğin ayrı ir yeri vardır. Halk türkülerinde sıkça işlenen temalarda da ölüm, ayrılık, sevgiliden ayrılma, çaresizlik ve uzaklarda olma duyguları karşımıza çıkar. Bunun yaşanılan coğrafya ile yakın bir ilintisinin olduğu düşüncesindeyim. Hal böyleyken resimlerimde ele aldığım temalar (ve ele alınış biçimleri), görmek yahut yüzleşmek istemediğimiz fakat aklımızdan da hiçbir zaman çıkaramadığımız bir kıymık gibi varlığını muhafaza etmektedir.
    çocukluk yıllarım köylerde geçti. O zamanlara ait unutamadığım duyumlarımın en başında, yetişkinlerin kendi aralarında konuştuklarında dile getirdikleri ölüm ve mezarlık hikâyeleri yer alır. Bu hikâyelerin birçoğu elbette gerçekdışı söylencelerdi ama küçük zihnimiz bunları ayıklayamayacak kadar zayıftır çocukluğumuzda. Bugün bile bu korku dolu hikâyeler kulaklarımda yer alır. İşte bu çerçevede şunun altını da önemle çizeyim ki; resimlerimde bir korkuyu yaratmak değil de kendi korkularımla yüzleşmek çabası içindeyim.

  • Kadınlarla ilgili çalışmalarına bakıyorum da kadınların gözleri hep kapalı. O da yetmemiş, sanki iğneyle iplikle göz kapaklarından geçmişsin. Bir bayan olarak hemcinslerime resimlerinde neler olduğunu bilmek istiyorum.

  • Bu konuda genellikle etrafımdaki insanlarla tartışır dururuz. Kadınların kimliğini, ifadelerini, varlıklarını merak eden izleyenlerim; benden bir takım yanıtlar almak isterler. Elbette kendi dünyam içerisinde her birinin özel bir takım anlamı ve açıklaması bulunmaktadır. Bunları anlatmak niyetinde değilim. Fakat şunu belirtmek isterim. Kadın ve erkek varlığı, sanat eserini meydana getiren iki ayrı güçtür. Bunlardan erkek, sanat eserini ortaya koymak için çabalarken, kadın bu esere konu olmakla yetinir. İkisi de bu dayanışmadan asla memnuniyetsiz değildir. Fakat kadınlar bu düşünceye pek tahammül edemezler. Bu görüşlerimden ötürü kınandığım hatta maço olarak değerlendirildiğim bile olmuştur. Ancak sanat eserine konu olmak noktası, bir eseri üretmek kadar değerlidir ki insanlar hep bunu gözden kaçırmaktadır. Sanat tarihi çoğunlukla ya erkek ressamları yazar ya da erkek sanatçıların vücut verdiği kadın kahramanları. Kadın ressamlar da gördüm elbet ama kadın konusunu ele almayan bir erkek sanatçı görmedim. Ya sen? 

  • Ben de erkek olsam çizmek için bir erkeği değil de kesinlikle kadını tercih ederdim. Ama gözünü kapar mıydım, açar mıydım bak onu bilemiyorum. Peki, Gökhan, şu kırmızı saçlı gözü kapalı kadın resmi. Renklere takıldım evet ama bu resimde sanki katmanlar var. O en üstte duran kıpkırmızılar, şahane bir derinlik veriyor arkadaki koyu kızıllara. Arada bir cam varmış da en öndeki o kıpkızıllar camın bu tarafındaymış, resmin geri kalanı camın arkasındaymış gibi seyrediyorum bu resmi. Özel bir yeri var bende bu resmin. Ama görüyorum ki resimlerine tek tek ad vermiyorsun da grup adı veriyorsun. Neden ama neden? Bence bu resim özel bir adı kesinlikle hak ediyor.

  • Bir resim, izleyicisi tarafından farklılaştırılabilir. Çoğu zaman ortaya koyduğum bir resim, izleyici tarafından aslında hiç aklımda olmayan yeni bir bakış açısıyla değerlendirilir. Bu beni hayal kırıklığına uğratmıyor. Bilakis yorum zenginliği elde etmiş çalışmalarım daha da değerli bir hal alıyor. Resimlere ad vermenin, izleyiciye fazla bir çey bırakmadığına inanıyorum. Oysaki bir eser, ismi olmadan da bir eserdir. Sanırım en doğrusu, isimlerini izleyicinin koyması. Bugün sanat tarihinin en kıymetli eserlerinden bir çoğunun ismini, sanatçının kendisi değil de zaman ve diğerleri koymuştur.

    Mesela Mona Lisa!

  • Şiir okuyanın, resim bakanındır fikrini sende hakim olarak görüyorum. Ama be ad verme taraftarıyım. Şimdi ben takılıp kaldım ya senin kadınlarına, oradan devam edeceğim yine. Neden hepsi mutsuz ve soğuk?

  • Mutlu ve sıcak bir kadın tanıyor musun?

  • Tanıyorum. Ama kim diye sorma olur mu? Nazar değebilir. Paletinde mavi, kırmızı, sarı, azıcık da yeşil var. Siyaha ve mora zaman zaman rastlıyoruz. Bu bilinçli bir tercih mi yoksa resim yaparken elin, ister istemez onlara mı kayıyor?

  • Resimlerimde her dönem için farklı renkler ön plana çıkar. Bu resimdeki duyguya hangisinin daha yakın olabileceği ile ilgili sezgisel bir durum. Saplantılı bir yanım yok. Hemen her rengi resimlerimde kullanabilirim. Palet kullanmayı da sevmiyorum ayrıca. Boyaları tuvalde karıştırmayı daha çok tercih ediyorum. Kullanmayı sevmediğim bir diğer araç ise fırça. Görmüş olduğun resimlerin hemen hepsini ellerimi kullanarak yaptım. Resim bittiğinde el ve parmak izlerinin de çalışmada yerini aldığını görmenin keyfine doğrusu diyecek yok.

  • OOOV! Ellerini görmüştüm ama bütününü onlarla yaptığını bilmiyordum! Bu sahiden de çok hoş bir düşünce! Tebrikler! Gökhan, yazılar görüyorum resimlerinde. Benim ‘’Nun, Elif Naci’ye Selam’’ adında bir çalışmam var, eskiz tabi ki. Onu bana hep sorarlar, çok ulvi sanıyor olmalılar. Oysa ki değil. Nun harfini resme çevirdim ve kullandım. En tepedeki büyük Nun, resmin içinde de küçük Nun’lar var. Elif Naci üstad, bilindiği üzere Arap alfabesinden harfleri aynen alır ve resminde kullanırdı. Nur içinde yatsın, ama ben sevmiyorum böyle şeyleri. Resim içine bir unsur konacaksa, resimleşmeli. Sende de az biraz Elif Naci mantığı görüyorum. Elif Naci yaşamadığı için ona soramıyorum ama sana sorabilirim. Bir resim içindeki yazı, bunun mantığı nedir? Neden yazılar resimleşmiyor da olduğu gibi kalıyor? Hatta ben birkaç kelimeyi de net bir şekilde okuyabiliyorum.

  • Henüz bir ilkokul öğrencisiyken resim dersinde kağıdımın bir köşesine yazı da yazdığım için öğretmen bana ‘’Resimde yazı kullanılmaz!’’ gibi bir ders verdi. Yazı, resmin ortaya çıkışından çok sonra, resimsel sembollerin kendilerini evrimleştirmesiyle şimdiki halini almış bir iletişim yoludur. Tıpkı resim gibi, çünkü resim de bir iletişim yoludur. Resim içerisinde yazının varlığına değişik dönemlerde sayısız kereler rastlamak mümkün. Ben resimlerimde yazı karakterlerini çok sıkça kullanırım. Hem çizgisel deviniminden faydalanmak hem de izleyiciyi ne yazdığı konusunda meraklandırma önemli iki neden. Yazılarımı okuyabilmek çok mümkün değildir. Çünkü okunabilirliğini kaybedecek kadar onları bozarım. Ne yazdığı önemli değildir, neden söylenemedikleri düşüncesi benim için bir değer taşır. Çünkü yaşamın sonlanması demek bir anlamda daha nice sözün, sözcüğün soluksuz kalması demektir. İşte o nedenledir ki mezar tahtaları ve üzerlerindeki figürler, ölümü çağrıştırırlar. İşte o yüzden kadınlar suskun ve kördür. Çünkü o yüzden yazılar bir türlü tercüme edilemez.

  • Seni daha fazla yormayayım sevgili Gökhan, zor sorular soracaktım ama iyi perilerim üzerimde bu aralar. Bu güzel sohbet için sonsuz teşekkürler ediyorum. Eklemek istediğin başkaca bir varsa hemen alayım.

  • Her şey çok güzeldi. Dilerim bir gün birlikte resim sergimiz olsun.

  •  İnşallah! Konuları ben seçeceksem hemen yarın başlayalım derim! Ellerine, yüreğine sağlık sevgili Gökhan. Umarım ileride daha başka çalışmalarınla da siteme renk katmaya devam edersin. Esen kal.

  • TUVART: Aldım mesajı, sağolasın. Her şey gönlünce olsun.

  • Çok teşekkür ederim. Mutlu ve sıcak bir hayat diliyorum.

Yrd. Doç. Gökhan Eken

Cumhuriyet Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi

Resim Bölümü 

geken@cumhuriyet.edu.tr

GÖKHAN EKEN MİNİ GALERİ

© 2017 Lcn TuvART Kültür ve Sanat Sitesi - Tüm Hakları Saklıdır.